Adımı bilmiyorum

Adımı bilmiyorum ben. Elbette var bir adım. Çevremdekilerin beni çağırmalarına yarayan bir adım var. Var. Ama bilmiyorum ben. Biliyorum da, unutuyorum aslında. Pof diye bir ses çıkıyor, uçuyor aklımdan. Unutuyorum. Evet, evet en doğrusu böyle söylemek; unutuyorum. Karıştırıyorum. Kekeliyorum. Oysa adımı ezbere bilen birileri var, senin adın bu değil ki diyorlar; hemen gülümsüyorum onlara, şakalar yapıyorum, yalanlar söylüyorum, bahaneler uyduruyorum: göbek adım bu, diyorum göbeğime şap şap vurarak. Bir teyzem vardı, beni hep bu adla çağırırdı, diyorum olmayan bir teyzenin…

IMG_0529

Frankenstein ve Yapay Zeka

Mary Shelley, 1818’de daha 20’li yaşlarının başındayken bilimsel kibri, insanın “yaratıcı olma” tutkusunu ve sonuçlarını yazdı. Frankenstein aslında bir canavar romanı değil; bir “sorumluluk romanı”. Victor Frankenstein’ın çocukluk travmanın sonucu ve trajedisi şudur: Yaratır ama sahiplenmez. Öğretir ama anlamaz. Hayat verir ama bağ kurmayı reddeder. (Ah şu baba meselesi) Victor’un derdi bugün hepimizin derdi. Bugün yapay zekâya karşı takındığımız tavrın acı bir aynası var karşımızda. Veri veriyoruz, talimatlar veriyoruz, “öğren” diyoruz, ama bunun ahlaki, sosyal ve kültürel sonuçlarıyla bağ kurmakta…

79abc72a4410cf311e8b3da15329854e

Parasosyal ve Ötesi

Cambridge bu yılın sözcüğünü açıkladı: Parasosyal. Ünlülerle, medya figürleriyle ya da sosyal medyada ünlü olmuş kişilerle kurulan tek taraflı, karşılıksız, çoğu zaman farkına bile varmadığımız duygusal bağları tanımlayan bir kavram. Günün sonunda, ekranın diğer tarafındaki insanı “tanıdığımızı” sanıyoruz; oysa ilişki en baştan asimetrik. Ama beni rahatsız eden başka bir şey var: Bu tür kavramların seçilişi, her yıl yeniden aynı toplumsal kör noktayı görünür kılıyor. Parasosyal, rizz, permacrisis, AI, gaslighting… Evet, hepsi tartışmaya değer. Ama Cambridge sözlüğünün radarına bir türlü girmeyen…

IMG_0544

Günaydınları Terk Ettiren Yer: X’ten Çekilme Notları

Telefonumun ekranına bakıyorum. Eski ve hala kullandığım adıyla Twitter, yeni adıyla X simgesi orada duruyor. Hâlâ orada olması tuhaf… çünkü ben artık orada değilim. Tümüyle kapatmadım hesabı. Hâlâ okuduğum bir kitabı, izlediğim bir filmi, yaptığım bir işi duyurmanın pratik bir yolu olarak duruyor. Ama kendimi o meydanın ortasında hissettiğim günler bitti. Bu kararı verirken şaşkınlıkla fark ettim: 2009 yılında kullanmaya başlamışım. Uzun bir zaman dilimi. Yeni tanıdıklar edinmişim, değerli düşüncelere, yazılara ulaşmışım. Sabahları oraya bir “günaydın” bırakmak bir tür ev…

Kitap Kulüpleri: Okurluğun Kolektif Yüzü

Kitap kulüpleri üzerine ne zaman bir şey yazsam ya da paylaşsam, yorumlarda hemen şu cümleyle karşılaşıyorum: “Bizim kulübümüz çok değerli, mutlaka üye olmalısınız.” Herkes kendi kulübünü övüyor, kendi buluşmasını merkeze koyuyor. Oysa bana kalırsa değerli olan tek tek kulüpler değil; okurluğun kendisi. Çünkü kulüpler gelip geçici olabilir, dağılıp yeniden kurulabilir. Ama ortak olan şey, kitapla kurduğumuz bağdır. Kitap kulüplerine dair sohbetler açıldığında da durum bu, hem övgüler hem de eleştiriler aynı masada toplanıyor. Bir yanda okurun yalnızlığını kıran, kolektif bir…

Sait Faik’in politik olmayan edebiyatı neden bu kadar politik?

Dün İş Sanat’ın RHM Müzesi‘ndeki salonunda Emrah Kolukısa moderatörlüğünde bir söyleşi vardı. Sait Faik hakkında konuştuk. Malum “Sait Faik Hikaye Armağanı” sahibini buldu, malum Sait Faik kitaplarının telif hakkı ortadan kalktı… Bu süreçte daha çok konuşulacaktır, bunu olumlu buluyorum. Peki işin özünde yeterince konuşuyor muyuz; hayır. Emrah ile “Semaver” kitabını merkeze aldık, konu konuyu laf lafı açtı. Öykülerinin içeriğinden tekniğine çok şey konuşabildik. Elbette ne kadar konuşulsa yetmez. Ama izleyicinin dikkati ve katılımıyla içime sinen bir sohbet oldu. Söz bür…

600d86a1-4f99-433f-8ccd-f21cc3eaadaa

Huzursuz ruhlarımız “Kısık Ateşte Düdüklü Tencere”de pişiyor

Geçmişin cevaplanamayan sorularıyla uğraşmak, gerçekten zorlayıcı olabilir. İnsan doğası gereği, geçmişteki belirsizlikler ve karışıklıklar bugünkü düşüncelerimizi etkileyebilir. Bazen bu durum, içsel bir huzursuzluğa veya belirsizlik duygusuna neden olabilir. Ancak bu soruları kabullenmek ve anlamaya çalışmak, huzur için önemli bir adım olabilir. Bazı zamanlar, bu soruları sorgulamak bize derinlemesine bir anlayış ve kabullenme sağlayabilir. Peki ya kabullenemiyorsak? Ya anlam veremiyorsak? Anlamlandırmak için attığımız her adım, daha derin bir karanlığa götürüyorsa bizi? O zaman belki de kabullenmek yerine, anlamlandırma çabamızın kendisi bizi…

Objektif Okur Olmak

Geçenlerde Fil Uçuşu’nda “Tanıtımcı Gazetecilik” diye bir yazı yazdım.  Hep söylüyorum; burası benim not defterim gibi oldu. Biraz günlük, biraz müsvedde, biraz da üstünde çalışmak istediğim konulardaki notlar. Ne kadar okunduğunu, insanların zihninde nasıl çağrışımlara yol açtığını düşünmeden yazıyorum. O yazı da böyle bir düşünceyle kaleme alındı, daha sonra geliştirmek üzere aldığım notlar diyebiliriz. Yazıyla düşüncelerine değer verdiğim üç gazeteci arkadaşım ilgilendi: Yenal Bilgici, Ümit Alan ve Elif Bereketli. Kimi noktalarda düşüncelerimiz buluştu, kimi noktalarda farklı kavram seçimlerini tercih ettik….

Screenshot

Brooklyn’de Harikalar Diyarı: Rough Trade

New York’a turist olarak gittiyseniz büyük olasılıkla Manhattan civarında konaklayacaksınız. Mantıklı… Şehrin simge binalarına, müzelerine, meydanlarına ulaşmanın kolay yolunu seçtiniz. Ama koskoca New York bu… Gezinizin Manhattan’la sınırlı kalmayacağı kesin. Hele Brooklyn’e gitmeden olur mu? Olmaz tabii. Manhattan’dan kalkıp Brooklyn’e gidecek olanlar için küçük bir uyarı. Ulaşım konusunda önceden bir çalışma yapmanızda fayda var. Gördüğünüz her ‘Sarı Taksi’ Brooklyn’e gitmeyecektir çünkü. Bir nevi “ben karşının taksisiyim abi,” durumu anlayacağınız. Brooklyn’e geçer geçmez manzara değişecek. New York başka alem, Brooklyn başka….

IMG_0483

Uçaklarda nelerden rahatsız olursunuz?

Bir sosyal medya anketi yaptım ve şunu sordum: Uçak yolculuklarında rahatsız olduğunuz davranışlar nelerdir? (Havaalanında, uçakta, personelde, diğer yolcularda) Meğer herkes bu sorunun sorulmasını bekliyormuş. Eteklerdeki taşlar dökülünce ortaya uzun bir liste çıktı. Ben de elimden geldiğince sınıflandırmaya çalıştım. Uçağa binmeden… Bilet alımı sırasında ve check-in kuyruğunda açıkgözlük yapmaya çalışanlar.  Boarding yapılırken sıraya geçmeyenler. Kimliğini önceden hazırlamayıp yığılmaya neden olanlar. Uçağa biniş sırasında… Uçağa biniş esnasında, körükteyken bir sağdan bir soldan zikzak çizerek yürüyüp geçenlere engel olanlar. Koridorda yerlerini arayarak…