Whatsapp Grupları

Çok acı kayıplar yaşadık. Önce Serhat Kılıç. Serji. Öylesine beklenmedik, öylesine can yakıcı bir kayıp ki. Aklıma hemen DOT yılları düştü. Ankara’dan yeni gelmişti. Oyunun adı “Böcek” idi. Hep yazılıp söylendiği gibi bitmeyen bir enerjisi vardı Serhat’ın. En son geçen yıl görmüştüm. Yine yerinde duramıyordu. Çok canımı acıttı onun ölümü.

Serhat’ın ölümünden sonra yazılıp çizilenlere diyecek söz yok. Kötülük her gün başka bir yerden gölgesini düşürüyor hayatımıza.

Dün de acı haber Murat Akakçe’den geldi. Bu dünyada bulamadığı huzuru bulmaya, kardeşi Haluk’un yanına gitti Akçe’miz.

Murat’ın ölüm haberini üniversiteden arkadaşlarımızın olduğu WhatsApp grubundan aldım. Önce hepimiz şoka girdik. Ardından mesajlar gelmeye başladı. Başsağlığı dilekleri, üzgün yüzler, kalpler, eller, birkaç kısa cümle… Herkes üzgündü elbette. Bundan kuşkum yok. Ben de birkaç şey yazdım. Sonra arkadaşlarımdan biriyle telefonda konuştum. Sesini duyduğum anda başka bir şey oldu. Kelimelerin arasındaki sessizlikleri, nefesini, sesinin titremesini duydum. Ağladı. Ben de ağladım.

WhatsApp grubunda da aynı insanlar üzülüyordu, telefonda da. Ama aynı şey değildi. Belki de çağımızın tuhaflıklarından biri bu: İletişim araçlarımız çoğaldıkça, iletişim kurmakla temas etmek arasındaki farkı unutmaya başladık.

WhatsApp grupları hayatımızın önemli bir parçası artık. Ailemiz orada, eski okul arkadaşlarımız orada, iş arkadaşlarımız, meslektaşlarımız, komşularımız…

Bir grupta doğum günlerini kutluyor, diğerinde toplantı saatini belirliyor, bir başkasında ölüm haberi alıyoruz. Aynı ekran hem “akşam kaçta buluşuyoruz” cümlesini, hem de “arkadaşımızı kaybettik” cümlesini taşıyor.

Yakın zamanda başka bir WhatsApp grubunda bir derginin yöneticisi artık çalışmayacağı kişileri yazdı. Sonra da “meşgul etmemek adına” diyerek onları gruptan çıkardı. Böylece insanlar işten çıkarıldıklarını gruptan atılarak öğrenmiş oldu. Teknik olarak iletişim gerçekleşti. Ama gerçekten konuşuldu mu?

Üstelik yalnızca büyük meseleler değil. Bir aile grubunda biri şaka yapıyor, kendisi neşeli; ama mesajı okuyan kişinin o sırada nasıl bir gün geçirdiğini bilmiyor. Ses tonu yok, yüz ifadesi yok, göz göze gelmek yok. Yanlış anlama başlıyor, biri kırılıyor, öbürü alınıyor derken… Yeni bir toplumsal kategori doğuyor: WhatsApp grubu küslüğü.

Ama bütün bunların suçunu teknolojiye atmak kolaycılık olur. Çünkü biz de bunu tercih etmeye başladık. Aramak yerine yazıyoruz, sesini duymak yerine emoji bırakıyoruz. Uzun zamandır görmediğimiz bir arkadaşımızla buluşmak yerine aynı WhatsApp grubunda olmayı, hayatlarımızın hala birbirine değdiğinin kanıtı sayıyoruz.

Nicelik olarak hiç bu kadar kalabalık olmamıştık. Peki ya nitelik olarak? Aynı dijital odada yüz kişi olabiliriz, ama aynı odada olmak birlikte olmak anlamına gelmiyor. Hatta bazen tam tersine yarıyor. Birbirimizi arama ihtiyacımızı azaltıyor. “Nasıl olsa ne yaptığını biliyorum,” diyoruz. Fotoğrafını gördüm, mesajını okudum, doğum gününde emoji attım. Haberdarız. Peki hayatında mıyız? Belki de çağın en büyük yalnızlıklarından biri burada saklı: Tanıdıklarımız çoğalıyor ama tanıklıklarımız azalıyor.

Çünkü bir insanı tanımakla onun hayatına tanıklık etmek aynı şey değil. Tanıklık zaman istiyor, ses istiyor. Bazen susmayı, karşındakinin susmasına katlanmayı istiyor. Bir insanın “iyiyim” dediğini okumakla, “iyiyim” deyişini duymak aynı şey değil.

WhatsApp bunları yapmamızı engellemiyor elbette. Ama bunları yapmadan da ilişkimizi sürdürebildiğimiz duygusunu veriyor. İnsansa eksikliğini hissetmediği şeyi aramıyor. Her gün onlarca mesaj okuyabilir, onlarca kişiye yanıt verebilir, yüzlerce insanın hayatından haberdar olabiliriz ve günün sonunda hiç kimseyle gerçekten konuşmamış olabiliriz.

Sorun WhatsApp değil öyleyse. Sorun, her iletişimin aynı biçimi kaldırabileceğini sanmamız. Bazı şeyler yazılabilir, bazıları söylenmeli, bazılarıysa söylenmeden önce karşımızdakinin yüzüne bakmayı gerektirir. Çünkü iletişim yalnızca bir bilginin bir insandan diğerine ulaşması değil. O bilginin nasıl ulaştığı da iletişimin ta kendisi. Bir ölüm haberinin ardından üzgün yüz emojisi göndermek yanlış değil. Bazen elimizden yalnızca bu gelir. Ama bir arkadaşın sesini duymak başka bir şeydir. O sesin titremesi, cümlenin yarıda kalması, telefondaki o birkaç saniyelik sessizlik… Emoji, gözyaşının işaretidir; ama gözyaşı değildir.

Her şeyi daha hızlı söylemenin yolunu bulduk. Şimdi, belki de hangi şeyi, hangi yolla söylememiz gerektiğini yeniden öğrenmemiz gerekiyor.

Leave a comment