Geçenlerde Fil Uçuşu’nda “Tanıtımcı Gazetecilik” diye bir yazı yazdım.
Hep söylüyorum; burası benim not defterim gibi oldu. Biraz günlük, biraz müsvedde, biraz da üstünde çalışmak istediğim konulardaki notlar. Ne kadar okunduğunu, insanların zihninde nasıl çağrışımlara yol açtığını düşünmeden yazıyorum. O yazı da böyle bir düşünceyle kaleme alındı, daha sonra geliştirmek üzere aldığım notlar diyebiliriz.
Yazıyla düşüncelerine değer verdiğim üç gazeteci arkadaşım ilgilendi: Yenal Bilgici, Ümit Alan ve Elif Bereketli. Kimi noktalarda düşüncelerimiz buluştu, kimi noktalarda farklı kavram seçimlerini tercih ettik. Ama herkes bu konunun konuşulmaya değer olduğunu düşünüyordu.
Daha sonra yazıya yeni notlar ekledim, Ümit Alan’a gönderdim. Çok değerli katkılarda bulundu. Böylece yazı ve düşünceler pişmeye devam etti.
Yeni notlarda, konuya özellikle “influencer” olgusunu da dahil etmek istedim.
Bir zamanlar gazeteciliğin temel ilkeleri belliydi: Objektiflik, bağımsızlık, kamu yararını gözetme. Gazeteciler, olayları olduğu gibi aktaran, güçlüye karşı gerçeği savunan, halk adına sorular soran kişilerdi. Bugün ise bambaşka bir medya düzenindeyiz. Tanıtım ve haber arasındaki çizgi giderek silikleşirken, sosyal medyanın da devreye girmesiyle gazeteci mi, influencer mı, yoksa tanıtımcı mı olduğumuzu ayırt etmek zorlaşmış durumda.
Geleneksel gazetecilik, bir olay ya da eser hakkında değerlendirme yaparken mesafeyi korumayı esas alırdı.
İşte mesele tam da burada başlıyor. Eskiden gazetecinin konuyla, öznelerle ve nesnelerle mesafeli olması gerektiği kabul edilirdi. Bugün ise medya, bu mesafeyi ortadan kaldırarak “içeriden” bir gözle anlatım yapıyor. Bunun avantajı, okuru doğrudan deneyime yaklaştırması olabilir, ancak dezavantajı eleştirel bakış açısının kaybolması.
Geleneksel gazeteciliğin dönüşümünde influencer’ların yükselişi büyük rol oynadı. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte artık herkes bir medya platformuna sahip. Fakat burada kritik bir soru var: Influencer’lar gazeteci sayılabilir mi?
Eskiden kültür-sanat, moda, teknoloji ya da yeme-içme üzerine yazan gazeteciler, belirli etik kurallara bağlıydı. Bir şey hakkında övgü dolu sözler söylemeden önce, objektif bir değerlendirme yapmak zorundaydılar. Bugün ise influencer’lar aynı alanda içerik üretiyor, ancak çoğu zaman sadece olumlu yönleri öne çıkarıyor, eleştirel bakıştan uzak duruyorlar. Çünkü influencer’lık doğası gereği markalar ve organizasyonlarla yakın iş birliği içinde olmayı gerektiriyor.
Burada şeffaflık kritik öneme sahip. Eğer bir içerik sponsorluysa, bunun açıkça belirtilmesi gerekir. Ancak sosyal medyada, influencer’ların birçok içeriğinde gizli reklamlar yapıldığını görüyoruz. Tanıtım ile haber arasındaki çizgi silikleşirken, influencer’lar haberci değil, birer marka elçisine dönüşüyor.
Notlarım böyle uzayıp gidiyor… Gazeteci ve tanıtımcı gazeteci olgularına bir katman da böyle geliyor. Daha çok yazdım; bazı notlarımı daha sonra beğenmedim. Beğenmedim çünkü çözümcü değil, saldırgan buldum. Oysa derdim bir cepheye ya da bir duruma saldırmak değil. Bir şeffaflık oluşmasını sağlamak.
Tam o noktada ilk yazıdaki çözüme gidiyor zihnim. Bütün bu tartışmaların sonunda iş, okura ve takipçiye düşüyor. Çünkü artık “Kim söylüyor?” sorusu, haberin ya da içeriğin kendisi kadar önemli hale geldi.
Hala bağımsız ve eleştirel düşünebilen gazeteciler var. Ve hala okurlar, doğru bilgiye ulaşmak için sorgulama yapabilir. Önemli olan, bu yeni medya düzeninde bilinçli bir takipçi olmak. Çünkü artık sadece gazetecinin değil, okurun da objektif olmayı öğrenmesi gerekiyor.
Çok güzel bur yazı olmuş. Elinize, emeğinize sağlık.