Adolfo Bioy Casares: Denizci Vatanına Dönüyor

Fil Uçuşu dünya edebiyatının geri planda kalmış kahramanlarından birine saygı duruşunda bulunuyor: Adolfo Bioy Casares.
 
1914’te Buenos Aires’te doğan Bioy Casares, 1930’lu yıllarda edebiyat dünyasının en önemli figürlerinden biri ile dostluk kurar: Jorge Luis Borges. 1929 tarihli Prôlogo ve 1934 tarihli Caos kitaplarının başarısız görülmesiyle cesaretini kırmayan yazarın 1940’ta yayımladığı La invenciôn de Morel (Morel’in Buluşu) İspanyol-Amerikan edebiyatında yeni bir dönem açmıştır. Bioy Casares 1940’ların başında Borges’e birlikte yazmalarını önerir ve sonuçta dedektif romanları yazarı H.Bustos Domecq doğar ve roman kahramanı Don Isidoro bir anlamda Sherlock Holmes’un Arjantin temsilcisi olur. (Bu kitabın Türkçe çevirisi Metis Yayınları’ndan çıktı.) Daha sonra yakışıklı ve genç edebiyatçı Bioy Casares, karısı Silvina Ocampo ve büyük usta Borges birlikte çalışarak Olağanüstü Öyküler Derlemesi’ni hazırlar. (Bu olağanüstü seçki ise Türkçe’de Dost Yayınları’nca yayınlandı.)
Semih Aközlü’nün İspanyolca aslından çevirdiği metin, Arjantin’in bu sessiz ama usta yazarı ile tanışmak için iyi bir fırsat…

Galiba Hindistan’a Bir Geçit idi gördüğüm film, çünkü içinde benim memleketimin adı geçiyordu. Sinemadan çıktıktan sonra burada Metro adı verilen yeraltı trenine binerek her gün birkaç saat çalıştığım Sefaret’e doğru yola koyuldum. Oradan kazandığım parayla gariban öğrencilik hayatımı şenlendirecek taşkınlıklara kalkışabiliyorum. Muhtemelen işte bu taşkınlıklar yüzünden çoğu kez nahoş durumlara yol açabilecek bir uyurgezerlik çörekleniyor üzerime. Şöyle bir örnek vereyim: Metro yolculuğu aklıma gelince, ayakta durduğuma dair deliller olmasına rağmen, kapıların yanında rahat rahat otururken gördüm kendimi. Demir çubuğa tutunmuş, trenin durup kalkmasıyla düşecek gibi oluyordum. İşte tam o noktadan küçümseyici ve merhamet dolu gözlerle vagonun ortasındaki koltukta oturan paspal kıyafetler içindeki Kamboçyalı öğrenciye bakıyordum. Başını pencereye yaslamış uyukluyordu. Saçları gür olduğu kadar kirliydi de, bir noktada dökülmüş, yuvarlak bir kısmı ortaya çıkmıştı, seyrek sakalı üç-dört günlüktü. Uykusunda gülümsüyor, dudakları usul usul seğiriyor, adeta fısır fısır kendi kendiyle yarenlik ediyordu. Bense şöyle düşünüyorum: “Ortada hiçbir sebep yokken bile mutlu görünüyor. O da benim gibi yabancı düşmanı Avrupalıların arasında yaşıyor. Ne kadar saklamaya çalışırlarsa çalışsınlar kendilerinden farklı olduğuna hükmettiklerine düşmanca davranıyorlar. Bu açıdan biz Hintliler avantajlı sayılırız, çünkü aramızda daha az farklılık var. İyi de onca eşsiz görünen bu çocuğa karşı kim avantajlı sayılmaz ki?

Batılı veya kuzeyden gelen biri olsa dahi bir pislik olarak görülecek bu dünyada. Kendimi önyargılardan arınmış biri olarak görsem bile ona güvenmekte zorluk çekeceğim.

La Muette durağında iniyorum ve bir anda kendimi -Sefaret binasının yer aldığı- Alfred Dehodencq Caddesinde buluyorum. Akıl alacak gibi değil, kapıcı beni tanımıyor, bu yüzden içeri alınmıyorum. Yumruklarımızı gösterip üstüne yürüyoruz, “Çekin gidin buradan, defolun haydi, dışarı dışarı!!” diye bağırıyor adam. En son bağırırken dostane bir havada “Sour-sday” diyor bize; Kamboçya dilinde ‘İyi günler’ demek bu. Hâlâ şaşkın bir halde gözlerimi açınca memleketlim makinisti görüyorum karşımda; beni uyandırmaya çabalıyor, aynı selâm sözünü yineleyip “Yürü hadi gidiyoruz, durağımıza geldik,” diyor. Ayağa kalkıyorum, vagondan çıkınca düşeyazıyorum. Aklımı kaçırdığımı, kafamın iyi olduğunu sanmasın diye peronda hiçbir soru sormadan memleketlimin peşinden gidiyorum. Merdivenlere varmadan tam aynanın önünden geçerken acı dolu önseziyle bir gerçeğin farkına varıyorum. Yani diyeceğim o ki pasaklı saçlarımı, üç-dört günlük seyrek sakalımı yansıtıyor ayna. Ama beni asıl rahatsız eden şey o anda dudaklarımın seğirmesini, hatta daha da kötüsü, bir geri zekâlı gibi kendi kendime konuşurken gülümsediğimi fark etmem oluyor.

La Muňeca Rusa – 1974

Yorumlar (1)

Nedendir bilinmez Adolfo Bioy Casares hep geri planda kalmış bir yazar. Oysa Morel'in Buluşu bugüne kadar okuduğum kitaplar arasında en zekice kurgulanmış olanlardan biri. Üstelik Helikopter Yayınları'ndan çıkan kitabın çevirisi müthiş. Okumalı, tavsiye etmeli.

bir yorum bırakın