Amerika’nın Güzel Sesi

Americana’dan Bluegrass’e, Blues’dan Appalachian’a, Southern Rock’tan Country’e… Amerika’nın güzel seslerinden üç albüm!

Gillian Welch – The Harrow & The Harvest

Coen Biraderlerin “O Brother, Where Art Thou?” filminin Grammy’li müzik albümünde tanıdım ilk kez Gillian Welch’i. Yıllardır yol arkadaşı David Rawlings‘le yaptıkları işlerde hep biraz Johnny Cash-June Carter efsanesinin günümüzdeki karşılığı hissi geçti bana; elbette rolleri değiştirmiş olarak. Alison Krauss, The Decemberists, Ani DiFranco gibi müthiş isimlerle çalışmaları, konseler falan derken son albümünden bu yana sekiz yıl geçmiş. The Harrow & The Harvest, tümüyle akustik gitar sedalarına, banjo arpejlerine, çift sesli vokallere emanet edilmiş bir albüm. Müziğin en kök hallerinden biri. The Way It Will Be ve Silver Dragger favorilerim.

Bill Callahan – Apocalypse

Sevenleri için efsane topluluk Smog‘un ardından yoluna tek başına devam eden, lo-fi müziğin önemli temsilcilerinden Bill Callahan’dan 2011’in en iyi albümleri sıralamalarının çoğunda yer alacak bir albüm. Zaten hatırı sayılır müzik dergileri hakkını teslim etmekte gecikmedi. Welch’in umutlu sesi ve melodilerinden uzakta, oyunu karanlıktan yana kullanan, kimi noktalarda farklıyı denemekten çekinmeyen bir adam Bill Callahan. Sadece müziğiyle de değil, sözleriyle de sorgulayan, öfkelenen, didikleyen bir albüm. Yaklaşık dokuz dakikalık One Fine Morning ve Drover favorilerim.

Lambchop – Mr.M

Nashville, Tennessee’ye selam olsun. Kurt Wagner‘a selam olsun. Mr.M hiç şüphesiz geçen yılın en iyi albümlerinden biri. Huzurlu bir akışın içinde aniden tokat atmaktan çekinmeyen, karanlık bir vokalle benzersiz düzenlemelerin birlikteliği. Sadeliğin içinde nasıl çok olunabileceğinin bir gösterisi adeta. Bir film müziğinin bütün dinamiklerini taşıyan Betty’s Overture’de müzikal zenginliklerinin ve ustalıklarının bütün ipuçlarını veriyorlar. Kurt Wagner’in tekrar tekrar kulak kabartma gereksinimi duyuran sesi için bile kaçırılmayacak bir albüm. If Not I’ll Die, 2B2, Mr.Met, Nice Without Mercy favorilerim.

Yorumlar (3)

Teşekkürler;
Blog yazılarınız; kimi zaman bir cümleniz Twitter'da; en çok da Kediler Güzel Uyanır'ınız beni yüzleştirdi kendimle ve yazdıklarımla… Bir şey gerekliydi! Belki bir başkasından; belki sizden, babanızdan, vurgunuzdan, noktanızdan ya da benim içimden geçip giden bir şey… Başlayıp bir karaktere devamını yaşatamadığım masallarıma; iki paragraftan öteye geçemeyeceğimi düşündüğüm hikayelerime; canlı canlı sokakları; kocaman adamları anlatmaya korktuğum, kendime güvenimi derinlere itelediğim bir çok karalanmış, unutulmuş,dönmek istemediğim defterle buluşturdunuz beni…
Teşekkürler…
Uslübunuz, gözleriniz, açınız, içinizin kaleme akışı, ileride olmak istediğim; düşünü kurduğum yerde oluşunuz, (hem yazıyla; hem sanatla yaşamınız) kalemlerime ve defterlerime dönmeme ön ayak oluşunuz için…
Çok teşekkürler..
Ayşe

Aklıma gelince…

Aklıma gelince bir saman kağıdına; resim kalemiyle kalın kalın not düşerim…
Notumda göçmüş bir adam!
Mezarına sigara paketi bıraktığım; bana 94 yılından geri kalanı anlatan;
kahkahasını da gözyaşına katan.
Kahvaltıda şarhoş etmişti bir keresinde beni.
Sabah sağdığı keçi sütünü kaynatıp getirdi.
Bir yudum aldım; o sade kahvesini yudumluyordu.
Penceresinden kayalık dolu tepeyi izledi biraz…
Gözleri doldu. Georgia'yı bir kere daha dinledim; bıkmadan.
Bir sigara uzattı.
Sütle içemem dedim.
Al ordan rakıyı dedi; camı inmiş, eski kokan vitrini göstererek.
Aldım, masanın üzerine koydum; bardakları gösterdi.
Doldurmamı işaret etti bir de.
Yak diye uzattı sigarayı; süt dolu bardağı kenara ittim sessizce…
Tanrı benim canımı alsın artık diye feryad etti; gözlerimdeki yaşa bakarak.
Yalnız olmadı hiç, ölmek için ağladığında; öldüğünde de!
Georgia, pencereden baktığı kayalık dolu tepeden el sallıyordu ona.
Beni almaya gelecek diyerek dikti kadehi…
Arka arkaya içtik.
Hristo ile Arnavutköy'deki doktor macerasına güldük. Yine.
Kafası karıştı; beni hala güldürdüğü için mutlu oldu.
Adayı anlattı; merakıma şaşırdı beyazlamış kaşları.
Güneş yükselirken tepeye, beni köy kahvesine yolladı.
Uyumak istediğini söyledi.
Akşam yine buluştuk…
Yiine saman kağıdına sıraladığım cümleler…

Gillian Welch geçen yıl en çok dinlediğim albümlerden biri oldu. Lamnchop'un bu albümünü yakın zamanda keşfetmiştim. Bu tarzı iyi takip ediyorsunuz.

bir yorum bırakın