Sanat Hukuku hakkında ne biliyoruz?

Başlıktaki sorunun ortaya çıkışında edebiyatçı ve Sanat Hukuku alanında çalışan arkadaşım Pınar Sönmez’in sohbetlerimizdeki cümlelerinin payı var. Pınar Sönmez, geçenlerde yazdığı uzun bir mektupla,
konuyu daha da derinleştirdi. Mektubun bir bölümünü paylaşmak hem aydınlatıcı
hem de soruları çoğaltıcı olacak. 

Söz, konunun uzmanında:

Sanat Hukukuna bakış ile hukuka genel bakış farklı yönlere düşmüyor.
Hukukta hakkaniyete, hak aramaya, hakkını vermeye nasıl bakıyorsanız Sanat
Hukukunda da böyle. Ama genel hukuk kurallarından ve Ticaret Hukukundan çok
farklı, teknik, özel kurallarla… Öncelikle sanat sektörü açısından kavrayış ve yasalar açısından politika gerekiyor.

KAVRAYIŞ: Konu sanatsa sıradan bir ticaret metasından ve anlayışından söz
edilemez. Hâlâ, onların deyimiyle parasını
verdiği anda,
şarkının, kitabın, video klibin, resmin vd. tüm sanat
eserlerinin kayıtsız şartsız, tüm haklarıyla birlikte kendisine “ait” olduğunu
sananlar var; bu algı değişmeli. Çünkü sanatçının ve mirasçılarının mali ve
manevi hakları, yasa gereği devam etmekte. Aralarında yapılan sözleşme ile mali
hakların bir bölümü, o da sıralamak suretiyle yazıldığı takdirde geçerli olmak
üzere, devredilebilir. İsmin belirtilmesi, eserde değişiklik yapılmasını men
etmek gibi manevi hakların devri ise yasal olarak mümkün değil. Yasa, eser
sahibini korumakta ve boşluk halinde eser sahibi lehine yoruma gidilmesi
gerekmekte.

POLİTİKA: Anayasa m. 64’te yer alan “Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı
korur,” ifadesi ise yeterli değil, eser sahiplerinin fikri mülkiyet hakkının korunduğu
açıkça yer almalı. Sanatçı sadece “korunmalı
denilerek korunamaz. Neyi koruyacaksınız? Eser sahibinin ve mirasçılarının
fikri mülkiyet haklarını. Nedir bu haklar? Mali ve manevi haklar. Samimiyetle
çalışılıp, tüm mevzuatın birbirine uyumu sağlanmalı.
Sıkı bir örnek: 1952’de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hazırlanırken
bile yasada yer alan ve “Eser sahibine eserin değerinde sonradan (ikinci,
üçüncü, vd. satışlar ile) meydana gelen artışlardan pay talep etme hakkı veren
pay ve takip hakkı”nın uygulaması ile ilgili m. 45’te “Bakanlar
Kurulunca çıkarılacak bir kararname ile belirlenecek usul ve esaslar
çerçevesinde”
deniyordu. Peki, plastik sanatlarla ilgili pek çok
kişinin “en önemli sorun” olarak belirttiği bu hususa ilişkin kararname ne
zaman mı çıkarıldı? 2010’da… İşte, olmaması gereken! Uygulamayı sorarsanız, hak
kullanılmayı bekliyor, aranmayı bekliyor, emsal bekliyor. Asıl hedef, yasal
yollara başvurmaya gerek kalmaksızın ressama, heykeltıraşa kanuni payın
ayrılarak teslimini bekliyor.

YA ESER SAHİBİ, SANATÇI?
İRADE:
Zincirin güçlü halkası hakların aranması. Genel
hukuk kurallarına göre hakkınızı nasıl aramalıysanız, Sanat Hukuku kapsamındaki
haklarınızı da aramalısınız. Peki hak aranıyor mu? Haklar bilinmiyor ki… Meslek
birlikleri, gruplar, platformlar yolu ile bilinçlenmenin adım adım sağlanması
ve hakların kullanılması gerek. Sanat eseri, sıradan bir ticaret unsuru olamaz,
değildir dedik. Nitekim Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun en önemli maddelerinden
biri, mali hakların ihlali halinde verilen zararda rayiç değerin üç katı
tazminat istenebilmesine ilişkindir. Yakın zamanda, bir sanatçı arkadaşımızın
mali haklarının ihlali nedeniyle açtığımız tazminat davasında, daha davanın
başında, karşı taraftaki müzik şirketi yetkilileri haksız olduklarını anlayarak
eser sahibinin hakkını teslim etmek istediklerini bildirdiler, sonuçta
uzlaştık. Uzlaşma, ancak dava açtıktan sonra mümkün oldu.
Eser sahiplerinin üzerinde durması gereken iki husus var: Birincisi,
aynı önleyici hekimlikte olduğu gibi bir sözleşmeyi imzalamadan önce mutlaka
bir hukuk danışmanına, avukata başvurmak ve böylelikle iradesine uygun olarak
imza attığından ve yasal haklarının korunduğundan emin olmak, ikincisi de hakkı
ihlal edilirse ve şartları gerçekleşmişse yasal yollara başvurmak. Çünkü Sanat
Hukukundaki mücadele sadece o kişinin mücadelesi değil. Gerek kulaktan kulağa
dolaşarak sektörde örnek oluşturuyor ve tarafları doğru harekete motive ediyor,
gerek davanın sonuna dek gidildiği takdirde Yargıtay’dan gelecek emsal kararla
aynı sorunu yaşayanlara fayda sağlanıyor. Anlattıklarım sinema, plastik
sanatlar, müzik ve diğer  tüm sanat
alanları için geçerli.
Sonuçta Sanat Hukuku incelikli, detaylı, hassas bir konu.  Devlet politikası, sektörün duruşu ve
sanatçının iradesi sağlam, belirleyici olmalı. Ve bunların hepsi sanat, hukuk,
hak, hakkaniyet ve itibar meselesi…
İşte Pınar Sönmez’in mektubu böyle. Görünen o ki, sanat alanındaki
zenginleşme, üretim artışı, henüz işin hukuki boyutundaki karşılığını yeterince
bulamıyor. Öncelikle bir bilgilenme ve bilinçlenme sürecinden geçmek
zorundayız. Demek ki yeri geldikçe, bu dosyayı açmaya devam…

bir yorum bırakın