Fil Uçuşu’nda, 2000’lerin başlarında sesini duyuran, ancak sonrasında sesi o yıllardaki kadar gür çıkmayan bir isim: Tanja Schröder. 1974 Bremen doğumlu yazar, ortaokulun ardından yardımcı hemşirelik eğitimi almış. Kendi deyişiyle ‘yardımcılık sendromuna’ şifa bulduktan sonra Aaro Yayınevi’nin grafik ve yazar danışmanlığı bölümlerinde çalışmaya başlamış. 2000 yılında aynı yayınevinden bir vampir romanı olan “Hirudo – Karanlık Miras” adlı ilk kitabı çıkmış. Daha sonra da serinin ikinci kitabı olan “Hirudo – Karanlığın Kanı” yayınlanmış. Schröder, vampir romanları furyasında kalıcı olabilmiş isimlerden değil….
Edebiyat
Romain Gary‘nin, Emile Ajar adıyla yazdığı muhteşem romanı Onca Yoksulluk Varken‘i ilk olarak yirmi yaşımda okumuşum. Gary-Ajar olayından en az romanın kendisi kadar etkilenişimi, yazarın her iki isimle yazdığı romanlara büyük bir açlıkla saldırışımı gayet net hatılrıyorum. Kitabın sonundaki Emile Ajar’ın Yaşamı ve Ölümü isimli metni defalarca okumuş, kimi noktaları referans alarak kendime yeni okuma haritaları çıkarmıştım. Sonraki yıllar boyunca, kitapsever biri, okuma önerisi istediğinde aklıma ilk anda gelen kitaplardan biri olmuştur bu kitap. Elbette bu tutukuda, Vivet Kanetti‘nin mahir…
Özellikle Neruda ve Borges üstüne yaptığı çalışmalarla tanınan, 1926 doğumlu şair Alastair Reid‘den McSweeney’s Quarterly Concern No:5’te yayımlanan “Kısa Bir Borges Hikayesi”. Böyle bir duygu geçirir Borges okuruna… Okuduğun metnin önce bir parçası, giderek yazarı olmak istersin. Reid de böylesi bir duygu deneyiminden yola çıkıyor aslında. Bu küçük denemeyi, Semih Aközlü’nün çevirisiyle paylaşıyorum. Alastair Reid 1960’lı yıllarda Buenos Aireslilerin gözünde Borges çok iyi tanınan, yerlere göklere sığdırılamayan bir sima haline gelmişti. Daha o sıralarda görme yetisini tümüyle yitirmesine rağmen gezip…
K KIRMIZI IŞIK: Otuz saniyelik bir bakışmadır hayat kimi zaman. Bir yabancıyla. Bir yabancının dünyayı içine çekmiş iki siyah deliğe benzer gözleriyle. Ruhunuzun bir yanıyla sarılmak bir yanıyla gözlerini oyup üstünde tepinmek istediğiniz, yolun karşı kıyısında durmuş işaretparmağıyla sizi gösteren bir yabancıyla bakışmak. Sine Ergün’ün, etkileyici “çok kısa an’lar galerisinden” bir tablodur hayat. Kırmızı ışığın otuz saniyeliğine durdurduğu hayatta, bir yabancının gözünde kendi ruhunuzla hesaplaşmadır. Sonra döner arkanızı gidersiniz. Işık yeşilden kırmızıya döner. (Sine Ergün, Kırmızı Işık) Sine Ergün’ün Burası…
Şiddet dolu bir dünyada büyüyen, suç tuğlalarından oluşan bir duvarla kuşatılmış bir yaşam sürmeye mahkum edilen bir çocuk, nasıl bir içses geliştirir, nasıl bir hayal dünyasında nefes alır? 1973 doğumlu, Meksikalı yazar Juan Pablo Villalobos’un ilk romanı “Tavşan Deliğinde Fiesta”, okurlarını işte bu içsesle tanıştırıyor. İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca ve Portekizce başta olmak üzere birçok dile çevrilen bu kısa roman, 2011 Guardian en iyi ilk kitap ödülü finalistleri arasında yer almış. Villalobos’un kahramanı Meksika’nın en büyük uyuşturucu tacirlerinden birinin oğlu…
Fil Uçuşu, haber takibine devam ediyor. Duyan daha iyi duysun, duymayan kalmasın diye… Olaylar aynen şöyle gelişiyor: Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulunun verdiği rapora dayandırılarak William Burroughs‘un yazdığı, Süha Sertabiboğlu tarafından dilimize çevrilen ve Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan Yumuşak Makine adlı kitabın altıncı duruşması ve Chuck Palahniuk‘un yazdığı ve Funda Uncu’nun Türkçeye çevirdiği, Ayrıntı Yayınları tarafından basılan Ölüm Pornosu isimli kitabın dördüncü duruşması, 8 Mayıs 2012 günü saat 10.00’da Çağlayan Adliyesi 2. Asliye Ceza Mahkemesi duruşma salonunda arka arkaya…
Bir Chuck Palahniuk söyleşisi. citysearch.com’dan Çağkan Sayın aracılığıyla Fil Uçuşu’na düşmüş satırlar. Palahniuk’tan, Hollywood’un elitleriyle takılma, kitap turları ve az uykuyla çalışmanın nasıl birşey olduğu hakkında mırıldanmalar. Ölüm Pornosu çevirisinin yargı sürecinde olduğu günler. Bu söyleşiyi biraz bu nedenle paylaşıyorum Fil Uçuşu’nda. Biraz da Dövüş Kulübü‘nün o yıkıcı ruh haline yakın hissettiğim günlerden geçtiğim için. Dövüş Kulübü, 1996’da yayımlandığında, yayıncılık dünyasının çalkantılı okyanusunda, az ama belirgin bir şekilde dikkatleri üstüne çekmiş, ilk baskısının üç yıl sonrasında bu X kuşağı hikayesi bir…
T TARİH: Tarihin sayfalarından yapraklar gibi yayılır öykünün satırlarına Kutsal Aile. Ailenin kendinden menkul kutsal bütünlüğü içinde hesaplaşmalar yaşanır/yaşanacaktır. Gözlerin ve avurtların yerine oyulmuş dört iri çukurdur nine; yitirdiği göbeğini bulmak için rakı şişesinden medet uman. Odada yürüyen bir konsol gibi bir baştan bir başa gidip gelir baba; soyunun/bebeğinin ağzına parmak sokar. Bebeği bir babanın bir oğlun kucağına veren, besleyen, oğullarını hervakit kurtaran bir arabulucudur ana. Ön dişleri kırık, seyrek bıyıklarını aşağı çekiştiren, kendini beğenmiş diri bir sestir oğul. Ağzına…
Karşınızda Semih Aközlü çevirisiyle Horacio Silvestre Quiroga Fortez. İşte, sadece yazarlar değil, okurlar için de her an cepte taşınacak on maddelik öykü haritası. 1878-1937 tarihleri arasında yaşamış olan Uruguaylı şair ve kısa öykü yazarı Horacio Quiroga’dan defineye giden yol için önemli bir rehber… Quiroga, 1903 yılında Lugones tarafından düzenlenmiş bir Cizvit misyonuna katılarak Kuzey Arjantin’i keşfe çıkar. Öykülerinin çoğunu doğanın bağrında kaleme alır. Eserlerinde görülen psikolojik ve trajik ögeler bu deneyimin sonucudur. Büyük ölçüde Kipling, Poe ve Gorki’den etkilenen yazar,…
Kimilerini hemen hayatımdan uzaklaştırmak istiyorum. Kimileri, eh işte dedirtiyor, okudum-bitirdim-iyiydi-ama o kadar. Kimilerini de tekrar okumam gerekenlerin arasına özenle yerleştiriyorum. Bir de gerçekten anlayana kadar bıkmadan okumam gerekenler var. Hemen belirtmeliyim ki; şu cümleyi kurarken kullandığım gereklilik sıfatından anında nefret ettim. Kitap okumaktan söz ediyorum; ne demek gereklilik? Okursun ya da okumazsın, seversin ya da sevmezsin. Kimsenin dayatmasıyla, entelektüel baskısıyla olacak iş değil bu; birine ya da bir şeye değil, kendine okursun. Neyse ne! Bu aralar okuduklarımın da kimilerini sevdim,…
