Şu yukarıdaki fotoğraf müzik tarihinin en hüzünlü -yoksa tuhaf mı demeli- hikayelerinden birine ait. Stuart Sutcliffe ile Astrid Kirchherr‘in bir fotoğrafı. 1959-66 yılları arasının Alman modern sanatçısı Astrid ile The Beatles grubunun ilk basçısı İskoç müzisyen Stuart. 14-15 yaşlarımdayken Beatles hayranlığım, derinlemesine inceleme tutkusuna dönüştüğünde, kadim dostum Levent Gönenç ile keşfetmiştik Stuart’ın hikayesini. Hatta o yıllarda, Ankara Batı Sineması’nda Beatles’ın Hamburg dönemini anlatan bir film izlemiştik. Sonradan bir türlü bulamadım o filmi. Hangi film olduğunu bilen varsa, söylesin lütfen… Bir…
Levent Gönenç
12 Eylül darbesinin hemen ardından gelen günler… Ankara… Kadim dostum Levent Gönenç’le geçiyor günlerim. O çiziyor, ben yazıyorum. Okuyoruz, izliyoruz. Vaktinden önce büyümek zorunda kalmış çocuk irileriyiz. Hayatın üstümüze erken giydirdiği, bedenimize büyük ukalalık ceketleriyle dolaşıyoruz ortalıkta. Seslendirme stüdyolarında tanıdığımız insanlarla sohbetler değerli bizim için. Dil Tarih Tiyatro Bölümü öğrencisi-mezunu abilerimiz, ablalarımızla sohbetler de böyle. Çocuk gibi davranmıyorlar bize. Hatta bu ‘yaşıtmış gibi’ durumunu biraz abarttıklarını söylemek mümkün. O isimlerden birinin ayrı değeri var Levent’le benim için. Bu dünyadan çok…
Alper Atalan‘ı yaklaşık on yıl önce tanıdım. Tanışma hikayemiz de ilginçtir; İspanyolca dil kursunda sınıf arkadaşı olduk. O zamanlar benim kitaplarım yeni yayımlanmaya başlamıştı, Alper çeşitli dergilerde mizah yazıları yazıyordu. Hayatı fazlasıyla ciddiye alan bu adamla kısa sürede her konuda sohbet eder hale geldik. Sakin konuşması, gülen gözleri, bütün o sohbetlere başka bir değer katardı. Kurs sona erdikten sonra sürekli kılamadık dostluğu. İkimiz de hayatın farklı yollarına savrulduk. Bu geçen yıllar içinde önceleri seyrek de olsa haberleşirdik ama zamanla o…
Bir kitabı okumadan tavsiye edeceğim şimdi. Yazarının adını söylediğimde, özellikle bir kuşağın neden böyle yaptığımı anlayacağını düşünüyorum: Engin Ergönültaş. Ankara yıllarımda, dostum Levent Gönenç ile mizahın muhalefetiyle adım adım ilerlemeye çalıştığımız o yıllarda, Engin Ergönültaş adı bizim için tanığı olamayacağımız dünyalara açılan bir pencereydi. Şehrin korunaklı alanındaki yaşamlarımızın kapalı ve kırılgan haliyle yüzleşebilmemiz için bir pusulaydı onun çizdikleri. Levent Cantek “Türkiye’de Çizgi Roman” adlı kapsamlı ve önemli kitabında çerçeveyi daha iyi çiziyor: “Ergönültaş, ezilmiş insanların, marjinallerin argoyu, cinselliği, şiddeti kullanışlarını…
Teklif Metin Celâl‘den geldi. Özgür Edebiyat dergisinin “Yazarın Masası” köşesi için benimle bir söyleşi yapmak istediklerini söyledi telefonda. Söyleşiyi 5 Temmuz 2012‘de gerçekleştirdik. Saat 10’da sohbet edeceğimiz tiyatro mekanına doğru giderken yolda Adnan Özer‘le karşılaştım. Merdivenleri beraber çıktık. Atilla Birkiye çoktan gelmiş, taze çekilmiş kahveyi makineye koymuştu. Kayıt cihazını ne ara açtılar, sohbet söyleşiye ne ara dönüştü farkında değilim açıkçası. Sonunda ortaya benimle yapılmış en uzun söyleşilerden biri çıktı. Özgür Edebiyat’ın Eylül-Ekim 2012 tarihli 35inci sayısında yayımlanalı aylar oluyor, kişisel…
Çok iyi davulcular tanıdım. Kimileriyle dost oldum, Volkan Öktem gibi. Kimilerinin adı pek anılmaz ama dostum demek benim için yeterlidir, Özgür Pekin gibi. Davul deyince aklıma gelen kimi isimlerinse başka bir özelliği var; sınırsız tutkuları. NTV’de hazırladığımız Cumartesi programının yeteneği kalıbını aşan prodüktörü Sertan Ünver böylesi bir tutkuyla bağlı davula, davulculara. Fil Uçuşu’nda paylaştığım Guitar World kaynaklı “En İyi 50 Gitar Solosu” listesi onun da içine dert oldu. Laf lafı açtığında konu döndü dolaştı Rush’a geldi. Listede bir Rush parçasına…
Dün harika bir haber aldım. 2. Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleştirilen karikatür yarışması sonuçlandı. Sinema konulu karikatürler ve Yılmaz Güney Portreleri olmak üzere iki dalda düzenlenen 2. Uluslararası Yılmaz Güney Karikatür Yarışması’na 35 ülkeden toplam 356 eser katılmış. Portre Karikatürleri’nde Yılmaz Güney Onur Ödülleri’nden birine de dostum Levent Gönenç’in çalışması değer görülmüş. Fil Uçuşu’nu takip edenler ismini sıklıkla andığım bazı dostlarımı tanıyorlar artık. Levent bu isimlerin başında geliyor. Kırk yıllık dostluğumuzda öyle çok şey yaşandı ki. Bu…
• En son ne zaman “Bilmiyorum,” dediniz? • Ankara. Levent ve Çağkan. Dostluk çoğu zaman sessizce oturup birlikte aynı noktaya bakacak kadar cesur olmak demek. Dostluk, farklı algıları aynı sokakta yürüyüşe çıkarabilmek demek. Düşünceleri, korunaklı bir alandan açık havaya fırlatıp birlikte koşturmak demek. Gitmeyi de bilmek demek. Ve bütün bunlara, birlikte cesaret edebilmek demek. Dostluk, cesaret gerektiriyor. Bazen düşünüyoruz da, ne yollardan geçti dostluğumuz; neredeyse yaşımızla eş bir süreden söz ediyorum, dile kolay. Badireler atlattı, virajlara gaz kesmeden girdi, duvara…
Bir süredir döne dolaşa Pink Floyd dinliyorum. Bu dinleme seanslarında olabildiğince Nick Mason’a yoğunlaşmaya çalıştım. Aslında bunu sıklıkla yapmaya çalışırım; iyi bildiğim bir kaydı, sadece bir enstrüman ya da sadece sözler üstünden dinlemeye çalışırım kimi zaman. İyi bildiğim bir bütünü parçalayıp, o parçalardan yeni bir bütüne –ya da yeni bir bütün algısına- ulaşmaya çalışma isteği diyelim. Nick Mason’a odaklanmış bir dinleme isteğinin altında, iyi gazeteci-iyi müzik yazarı-iyi müzik dinleyicisi dostum Zülal Kalkandelen’in Temmuz 2011’de Mason’la yaptığı röportaj yatıyor. Röportajın tamamını…
Blogları önemsediğimi ve kimilerinin takipçisi olduğumu sıklıkla tekrar ediyorum. Örneğin, bir blog sahibi olma yolunda adım atmama neden olan dostlarım Murat Gülsoy‘un 602.Gece ve Emrah Kolukısa’nın Devamlılık Hatası isimli blogları Fil Uçuşu’nda adı geçen bloglardandır. Dahası da var elbette ama şimdi burada birinin adını anmayı unutursam üzülürüm. Üstelik blog sahibi dostlarımın alınganlık hakları da var, ne laflar işitirim sonra. Yeri gelmişken söyleyeyim, sadece dostlarımın bloglarını izlemiyorum. Hiç tanımadığım ama blogları sayesinde düşünce dünyalarına girdiğim isimler de var. Kimi zaman buraya…
