Kuzenim Umut Sağlam, geçtiğimiz günlerde Viatores Quartet ile birlikte ARD Uluslararası Müzik Yarışması’nı kazandı.
Umut, kuzenim Ahu Sağlam ile Salih Sağlam’ın oğlu. Ahu’nun babası Artanç Köksal benim için çok önemli bir rol modeldi. Bu ayrı konu, bir gün yazarım.
Umut’un da yer aldığı dörtlünün ödülüne dönelim.
Almanya’da düzenlenen ARD, klasik müzik dünyasının en köklü ve prestijli yarışmalarından biri. Hatta klasik müziğin olimpiyatları olarak tanımlanıyor. Açıkçası bu konuda bir uzmanlığım yoktu; Fazıl Say ve Aslıhan And Say bana yarışmanın önemini anlattılar.
Bu yıl 75’incisi düzenlenen yarışmaya 32 ülkeden 184 müzisyen katılmış. Umut’un çellosuyla yer aldığı Viatores Quartet, yaylı çalgılar dörtlüsü kategorisinde birincilik ödülünü aldı. Bununla da kalmadılar; seyirci ödülünü, yarışma için bestelenen eserin en iyi yorumlanması ödülünü ve başka özel ödülleri de kazandılar.
Ben de ödül sonrası Instagram paylaşımlarımla kuzenimi tebrik ettim. Ama aile içi bir tebrikten önemlisi, bir Türk müzisyenin başarısını ülkece alkışlama umuduydu.
Şimdi biraz daha geriye gidelim.
1998’de Ankara’da doğan Umut, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda başladığı eğitimini İstanbul’da sürdürdü. Ardından Berlin’deki Barenboim-Said Akademi’ye burslu kabul edildi. Daniel Barenboim’in davetiyle Doğu-Batı Divan Orkestrası’nın turnelerine katıldı. Gautier Capuçon’un Paris’teki özel eğitim programına seçilen altı genç çellistten biri oldu. Türkiye’de, İtalya’da, Fransa’da uluslararası yarışmalar kazandı. 2022’de Aydın Gün Teşvik Ödülü’nü aldı. Viatores Quartet ile 2024 Mendelssohn Yarışması’nı kazandı. Wigmore Hall ve Banff gibi önemli uluslararası yarışmalardan ödüllerle döndü.

Bütün bunları neden anlatıyorum? Biraz kuzenimle gurur duyduğum için elbette. Ama asıl neden başka.
Umut’u yıllardır izliyorum. Çalışmasını, disiplinini, müziğe duyduğu tutkuyu, kendisini geliştirmek için gösterdiği çabayı biliyorum. Ülkesine olan sevgisini, Cumhuriyet aydınlanmasına olan inancını takdir ediyorum. Emin adımlarla ilerliyor. Her gün biraz daha çalışarak, öğrendiklerinin üzerine yenilerini koyarak. Alkışların peşinde koşmaktan çok, yaptığı işi daha iyi yapmanın derdinde.
Şimdi bu bilgileri, kültür sanat haberciliğiyle birleştirmeye geldi sıra. Soru şu: Umut Sağlam nasıl haber olur?
Birkaç ihtimal geldi aklıma.
1. Hauser gibi bir yola girerse. Aman girmesin! Ben bayağı sinir oluyorum beyefendiye. O başka bir yol. Popülerliğin müzikal derinliğin önüne geçtiği bir gösteriye dönüşmesini istemem.
2. Ünlü bir müzisyenin, mesela Sezen Aksu’nun yeni albümünde, dinleyene rakı içirecek bir çello solosu atarsa. Ertesi gün bütün magazin ve kültür-sanat sayfalarında görebiliriz kendisini. Tabii haberin başlığı büyük ihtimalle Sezen Aksu’yla ilgili olur.
3. Harbiye konserlerinden birinde ünlü bir şarkıcıya eşlik ederse. Kısa süreli bir haber değeri kazanır. Fotoğrafta ünlü şarkıcının yanında görünmesi yeterli.
4. O dönem çok izlenen bir dizinin aşk sahnesinde çellosunu duyarsak. Bir haftalık haber değeri garanti. Gerçi bizde enstrüman çalanlardan çok şarkı söyleyenler haber olur. O yüzden Umut’un çello çalarken bir yandan şarkı söylemesi de gerekebilir.
5. Büyük bir marka onun dünya çapındaki başarısını fark edip sponsor olursa. Sonra da halkla ilişkiler ajansı aracılığıyla ekonomi gazetecilerine bir haber servis ederse. İşte o zaman Umut’un uluslararası başarıları keşfedilebilir. Çünkü bir markanın yatırım yaptığı sanatçı, kendi emeğiyle uluslararası ödüller kazanmış bir sanatçıdan daha kolay haber olur.
6. Bir ünlüyle aşk yaşarsa. Burada fazla açıklama yapmaya gerek yok sanırım. Hele bir de ayrılırlarsa birkaç haftalık haber malzemesi çıkar. Nişantaşı’nda görüntülendileeeer!
7. Kendi alanında önemli bir müzisyen onu överse diyeceğim ama o oldu zaten. Daniel Barenboim’den Fazıl Say’a uzanan bir müzik çevresinde yıllardır çalışıyor, uluslararası ustalardan takdir görüyor. Demek ki bu yeterli değil.
8. Bir televizyon yetenek yarışmasında jüri üyesi olursa. Tabii klasik müzik yarışmasında değil. Bir yarışmacının performansı karşısında gözleri dolarsa haber değeri daha da artar.
9. Bir siyasetçiyle tartışırsa. Tartışmanın müzikle ilgili olmaması tercih sebebidir. Hatta müzikle hiç ilgisi yoksa daha iyi.
10. Bir sosyal medya fenomeniyle düet yaparsa. Fenomenin takipçi sayısı, Umut’un kazandığı ödüllerden daha önemli bir ölçüt olacaktır.
11. Bir dizide kendisini oynarsa. Ama mutlaka mutsuz, yalnız, anlaşılmamış ve aşk acısı çeken bir çellist olmalı. Bir de mümkünse geçmişinde karanlık bir sır bulunmalı.
12. Bir röportajında, “Aslında klasik müzik dinlemiyorum, en çok arabesk seviyorum,” derse. Manşet hazır. Yıllardır aldığı eğitim, kazandığı ödüller, çalıştığı büyük müzisyenler bir yana; arabesk sevmesi bir yana.
İhtimaller artabilir. Daha fazlasını yazmaya sıkıldım.
Peki benim derdim ne? Derdim, kültür-sanat haberciliğinin giderek popüler olanın peşinden koşan, görünürlüğü değerle karıştıran, çoğu zaman da kendisine servis edilen basın bültenlerini yayımlamakla yetinen bir alana dönüşmesi.
Elbette iyi kültür-sanat gazetecileri var. Yıllardır büyük emekle çalışan, araştıran, yeni isimleri keşfeden, popüler olanın dışında kalan sanat üretimlerini izleyen insanlar var. Onların hakkını teslim etmeden böyle bir eleştiri yapmak istemem.
Ama genel manzaraya baktığımda gördüğüm şey pek iç açıcı değil. Kültür-sanat gazeteciliğinin görevi yalnızca zaten görünür olanı daha görünür kılmak mı?
Bir sanatçının değerini anlamak için önce bir markanın onu keşfetmesini, bir dizinin müziğini kullanmasını, bir televizyon programının kendisine yer vermesini mi bekleyeceğiz?
Burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Popüler kültürün haber yapılmasına karşı değilim. Ben de uzun yıllar bu işi “böyle” yaptım. (O yıllarda arada bir de olsa, görülmeyeni göstermek için harcadığım çaba yeterli miydi, bilemem. Ama “ünlü olmayanın haber olma hakkı” için çok mücadele ettim.) Popüler olanın da kültürel değeri, toplumsal karşılığı, eleştirilecek ve tartışılacak pek çok yönü var. Üstelik popüler olmakla nitelikli olmak birbirinin karşıtı değil.
Benim itirazım popüler olana değil, yalnızca popüler olanı görmeye.
Bir de işin ekonomik tarafı var. Kültür-sanat sayfalarının küçülmesi, gazetelerde uzmanlaşmış kadroların azalması, dijital yayıncılığın tıklanma baskısı, tanıtım ajanslarının haber gündemini belirlemesi… Bütün bunları yok sayamayız. Her haberin arkasında kötü niyet aramak da doğru değil.
Ama bu koşullar, gazeteciliğin asli işlevinden vazgeçmesini haklı çıkarmaz.
Çünkü gazetecilik yalnızca olup biteni aktarmak değildir. Bazen kimsenin bakmadığı yere bakmak, henüz geniş kitlelerin tanımadığı birini tanıtmak, okurun karşısına bilmediği bir dünyayı çıkarmaktır.
Kültür-sanat gazeteciliğinin en heyecan verici yanı da bu değil mi zaten?
Yeni bir sesi keşfetmek. Yeni bir yazarı okumak. Genç bir ressamın ilk sergisini görmek. Bir müzisyenin yıllara yayılan emeğini izlemek. Başarıyı yalnızca sonuçlarıyla değil, o sonuca ulaşan yolculukla birlikte anlatmak.
Umut’un kazandığı ARD ödülünün ardından kaç kültür-sanat gazetecisi onunla konuşmak istedi, bilmiyorum. Belki haberler, paylaşımlar yapıldı ve benim gözümden kaçtı. Umarım öyledir.
Ama insan yine de soruyor: Dünyanın en önemli klasik müzik yarışmalarından birinde birincilik kazanan, üstelik seyirci ödülünü de alan bir topluluğun Türk üyesi, neden daha fazla merak uyandırmaz?
Umut’un bu haberlerin hiçbirine ihtiyacı yok aslında. O çellosunu alıp çalışmaya, konserlere çıkmaya, yeni şeyler öğrenmeye devam edecek. Müziğin dünyasında zaten kendisine bir yer açıyor.
Ama bizim Umut gibi insanların haberlerine ihtiyacımız var.
Tebrikler Umut. Tebrikler Viatores Quartet.

