Genel

CFql2rsXIAAiuE3

23 May: Emeğin Sesi

Otomotiv sektöründeki grevler. İş cinayetlerine kurban verilen işçiler. Kayıt dışı iş gücü. Emek sömürüsü, eskilerden kalma klişe bir söz değil bu ülkede. Aşağıdaki fotoğrafı internette gördüğümde bütün bunlar ve daha fazlası geldi aklıma. Güçlü bir fotoğraf. Kelimelerle kirletmeden paylaşıyorum. 1930’larda Citroen fabrikasındaki grev ve kadın işçiler. Fotoğraf: Willy Ronis

Steinbeck_Seated_1500

19 May: O esnada başka bir yerde…

John Steinbeck, Uzun Vadi adındaki öykü derlemesine gelen eleştiriler söz konusu olunca der ki… Eleştirmenliğin o tuhaf üçkağıtçılığını ciddiye alamıyorum. Bir kenara garip bir takım laflar istifleyip, sonra da ortaya bir kitap çıkmasını beklemekten ibaret bir iş o. John Steinbeck (1902-1968)

fft251_mf9285492

19 May: Bütün fiiller çaresiz kalır

“Bu kitap, benim kitabım değil,” diyor Sibel Oral. Bu cesur söz aslında kitabın dilinin -anlatı dünyasının da belirleyicisi bir anlamda çünkü Sibel Oral, Roboskî Katliamı gibi kanatıcı ve zorlu bir konuyu ele alırken, kitabı doğrudan kendi kitabı olmaktan uzaklaştıran bir mesafeyi yeğliyor. Zorlu bir karar bu. Tanıklığın en can acıtan hallerinde bile -olabildiğince- öznel kalmaya çalışmak.  “Roboskî’yi ezberden anlatıyordum, boşlukta bir yerden… Hiç gitmediğim, katliamdan öncesine kadar adını bile bilmediğim bir yeri nasıl da ezberden anlatıyor, adaletin tecelli etmesini bekliyorlar,…

old-phone

19 May: Allessandra Lolita Oswaldo’dan “Alo Fatih”e…

Resmi tarihin sayfalarına girmeyen bilgiler hepimizin ilgisini çeker. Telefonu açtığımızda “Alo” diyoruz. Ezbere söylediğimiz, kaynağını düşünmediğimiz bir kelime. Hatta bir sesleniş. Bu seslenişin ucundaki isim Allesandra Lolita Oswaldo. Allessandra Lolita Oswaldo, telefonu icat eden Graham Bell’in sevgilisinin adıydı. Atölyesinde çalışırken her telefon çaldığında, tek bağlantısı onunla olduğu için, arayanı biliyor ve telefonu açınca da adını ve soyadını söylüyordu. Daha sonra bu uzun addan vazgeçip, “Ale Lolos” demeye başladı. İşte onun, telefonu her açtığında söylediği bu söz, daha da kısaltılarak “Alo”ya…

CEY6MFhXIAAR8GJ.jpg-large

14 May: Ümit Alan: “Türkiye’de gazetecilik hep masal mı anlatacak?”

Ne yalan söyleyeyim Ümit Alan‘ın böyle bir kitap hazırlamakta olduğunu bilmiyordum. Daha da öteye gideyim, kitabı elime aldığımda bile içeriğinden haberim yoktu. Ümit Alan’ın 2009’dan beri BirGün‘de yazdığı yazıları derleyip toparladığını yani bir “köşe yazısı kitabı” yaptığını sanıyordum. Bu cehaletim bana büyük bir sürpriz ve mutluluk olarak döndü. Çünkü Türkiye’de Gazetecilik Masalı bütün bu beklentilerin üstünde, harika bir kitap. Yanlış anlaşılmasın; Ümit Alan’ın köşe yazılarına da meftunum. Kalemine, muradını doğrudan anlatma becerisine, mizahına, samimiyetine ve elbette durduğu yere… Yani köşe…

unnamed

13 May: İş Cinayetleri Almanağı 2014: “O tekmeyi unutma…”

O tekmeyi unutmayacağız. Bugün Soma dedik gün boyunca. Unutmayacağız, unutturmayacağız dedik. Kimimiz o tekmeyi, kimimiz sedye kirlenmesin diye dertlenen işçiyi, kimimiz medyanın ikiyüzlülüğünü, kimimiz siyasetin yıkanmakla çıkmayacak karasını hatırladı, hatırlattı. Gerçekten bir hafıza oluşturmak istiyorsak süreklilik ve büyük resme bakmak gerekiyor. İşte bu yüzden, tam da bugün kitapçılara ulaşan İŞ CİNAYETLERİ ALMANAĞI 2014 çok önemli. Adalet Arayana Destek Grubu, Almanağı bizlere sunarken birkaç cümle paylaşmışlar. Ben de o cümleleri sizlerle paylaşıyorum.  Türkiye’de 2014’te en az 1886 işçi çalışırken hayatını kaybetti….

FullSizeRender

11 May: Yayıncılar şimdiden “kitapçı” hayali kurmalı

Abu Dhabi‘deyim. Kitap Fuarı’nda yapacağım iki konuşma için geldim buraya. Konuşmalardan biri elektronik yayıncılık üstündeydi. Konuşmamın içeriğini daha sonra yazarım. Öncelikle bir diğer konuşmacının, İzlandalı Egill Johansson‘un bir görüşünü paylaşmak istedim. Egill, öncelikle bir yayıncı. Aynı zamanda Reykjavik’te bir kitapçısı da varmış. Yayıncılık dünyasının yeni dinamikleri içinde “şehir kitapçılarının” öneminin altını çizdi konuşmasında. Market-kitapçılar ve internet üstü satışların, bu kitapçıların önemini artırmaya başladığını söyledi. Katılıyorum. Zamanın ruhuyla market-kitapçılar ve internet güçlü görünüyor. Ama “insandan insana” olan ve kültürel bir paylaşım…

nabokov-car

06 May: Yazarken “soğukkanlı” olabilmek…

Yazıyla olan ilişkim üstünden günlük hayatımı nasıl düzenlediğim sorulduğunda sadece defterlerden ve kalemlerden söz etmem garip gelebilir. Ama oturduğum yerden, yazdığım an’a bakınca, sahne ışıklarının en çok onları aydınlattığını görüyorum. “Sabahları erken kalkar, hafif bir kahvaltının ardından, günlük gazeteleri okur, yürüyüşe çıkar sonrasında da…” diyemem; yok böyle bir şey. Ya da “Gecenin geç zamana kadar yazar, gün ağarırken…” diyemem; bu da tam anlamıyla doğru olmaz. Yazmanın zamanı yok benim için. (Evet, geceleri tercih ederim ama bu değişmez bir kural değildir.)…