Genel

phpThumb_generated_thumbnail

23 Nis: Yaşamak denen lanet

Costas Ferris unutulmaz filmi Rembetiko ile 80li yıllarda sinemaseverlerin hayranlığını kazanmış, ülkemizde çok sevilen yönetmenler arasına girmiş bir sinemacı. Yunan kültürünün bütün yüzlerine bakmayı seven bir yönetmenin 1974 tarihinde Aleksandros Papadiamantis’in ünlü romanı İ Fonissa’yı sinemaya uyarlamasına şaşmamak gerekir. Şaşılacak nokta komşu ülke edebiyatının böylesine önemli bir eseriyle bizim bu kadar geç tanışmamız. O yüzden ben de –tıpkı kitabın önsözünü yazan Herkül Millas gibi- Jaguar Kitap’a ve çevirmen Yasemin Aydın’a teşekkürle başlayayım. Herkül Millas’ın önsözü değerli ve katkı sağlayıcı. Çünkü…

vonnegut4

29 Mar: Bir kez daha Vonnegut

Kurt Vonnegut… Türkiye’de de hatırı sayılır bir okur kitlesi olan yazar. Kafası güzel insanlardan. 2007’de göçtü gitti bu dünyadan. Ama kitaplarını okuyunca, ne kadar “zamansız” bir yazar olduğunu anlıyor insan. Daha doğrusu, “tüm zamanları kapsayan” bir yazar. Mavi Sakal/Bluebeard, Şubat ayında Handan Balkara’nın çevirisiyle, Can Yayınları’ndan çıktı. Müthiş bir kurgusal otobiyografi bu. Şampiyonların Kahvaltısı romanında okurun karşısına çıkan dışavurumcu ressam Rabo Karabekian’ın hayat hikayesi. Kısa bölümler, zaman içinde gidiş-gelişler ve hayat hikayesinin zeminine yerleştirilmiş bir Amerika ve Amerikan sanat algısı…

sljn11

25 Mar: Emma Peel: “Özgürlük”

Emma Peel: Rüzgarların adını öğrenmiştim çocukken. Hala aklımdadır. Gündoğusu, keşişleme, yıldız… Karayel estiğinde burnumun içi ısınır. Poyraz dudakların çatlaması, lodos bitmeyen baş ağrısı demektir. Bulutlara bakınca fısıldarım rüzgarın adını. Ama bunca yıldan sonra, şu çivisi çıkmış dünyada anladım ki, iş rüzgarın adını bilmek değil, adını bilmediğin rüzgarın akışına kendini bırakabilmek. Kendin yapamıyorsan doğa yardım ediyor sana. Sanma ki şu atın üstünde ondan daha özgürüm. O beni nereye götürürse ancak o kadar özgürüm…

Unknown

18 Mar: Tuğrul Tülek: Teldeki Adam

Cem Yılmaz’ın son filmi “Pek Yakında”nın DVD’si çıkmış. Aldım, izledim. Ama yazı bu filmle ilgili değil. Filmdeki bir oyuncudan söz etmek istiyorum; Tuğrul Tülek. Cem Yılmaz’ın bildik-tanıdık kadrosunun dışında bir oyuncu Tuğrul Tülek. Ama filmde yer aldığı sahnelere öyle etkili bir dokunuşu var ki, senaryo gereği “sihirli” olan rolünü, benzersiz bir şekilde gerçek kılıyor. M.Caner Alper-Mehmet Binay imzalı “Çekmeceler”de de, Tülek filmin bir bölümünü avcunun içine alıyor ve izleyenleri ‘deyim yerindeyse’ duvara çakıyor. Ece Dizdar’la ‘paslaştıkları’ sahne filmin hafızalara kazınan…

Unknown-1

15 Mar: Batman iyi biri mi?

Dün ilginç bir soruyla karşılaştım: Batman iyi biri mi? Tanımadığım bir edebiyatsever, ayaküstü sordu soruyu. Hatta bulunduğumuz ortam, fısıltıyla konuşmaya bile izin vermediği için, ders sırasında kaynatan lise öğrencileri gibi notlar ilettik birbirimize. Kendimce soruyu netleştirmeye çalışan cevaplar vermem, adını bile bilmediğim arkadaşımı mutlu etmedi tabii ki. Gidip gelen notlarda ben konudan kaçan adam oldum. Hatta son noktada “Politik cevaplar bunlar,” dedi edebiyatsever arkadaş. Aslında sorunum biraz tanımlamalarla. Ya da bağlamlarla. Örneğin son yorumunda haklıydı, cevap politikti. Elbette o “kaçamak,…

fazılSAY008cc

15 Mar: Fazıl Say: Müzik ‘benim göğe bakma durağı’m

1970ler Ankara’sı. Tavukçu Lokantası. Yedi-sekiz yaşlarındasın. Baban Ahmet Say ve onun şair arkadaşlarıyla aynı masadasın. Cemal Süreya, Metin Altıok ve daha nice büyük isim. O yıllar, o masalar sende nasıl anılar bıraktı? Annemle babam ben beş yaşındayken ayrıldı. Annem İstanbul’a gittiğinden babamla yaşıyordum. Piyanoya yeni başlamıştım. 1976’da babam, “Türkiye Yazıları” dergisini çıkarttı. Tirajı 8000-9000 civarındaydı, bugüne göre muazzamdı. Ankara- Kızılay’da, Sakarya’da derginin dört metrekarelik bir ofisi vardı. Yazarlar içeri sığamadıkları için kapı hep açıktı. Ofisin hemen yakınında Tavukçu Lokantası vardı,…

Untitled

07 Mar: Aşk yedi deniz aşar isterse!

Uzak denizlerin balıkçıları iyi bilir bu hikayeyi. Yakışıklı kaptan dururken çelimsiz miçoya aşık olan kızın hikayesidir, kulaktan kulağa fısıldanır. Bir sır gibidir. Çevredeki bütün kadınların yüreğini hoplatan kaptan bir türlü kabullenememiş bu durumu. Nasıl olur da böyle güzeller güzeli bir kız bana değil de şu eğri büğrü miçoya gönül verir, diye düşünmekten başka iş yapmaz olmuş. Miçoyu gemiden atmış, zihninden atamamış. Öfke yiyip bitirmiş içini. Gemisini yönetemeyen, sevilmeyen bir adama dönüşmüş. O yakışıklı denizci gitmiş, bakışlarından kötülük akan bir canavar…

nabokov

06 Mar: En sevdiğiniz oyun nedir?

Geçenlerde Sabit Fikir dergisinden bir soru sordular: En sevdiğiniz oyun nedir? Dünya edebiyatının önde gelen isimlerinin oyunbaz hallerinden yola çıkmış, minik bir dosya için soruldu soru. Masabaşı oyunlarından sokak oyunlarına türlü cevap verilebilirdi. Benim en sevdiğim oyun hep kelimelerle, harflerle oldu. Galiba biraz da o yüzden “cevabınız sekiz-dokuz kelimeden oluşsun” kısmına takılıp oynadım oyunumu. Cevabım aşağıda. Pek sevdiğim Nabokov’un satranç oynarken çekilmiş bir fotoğrafıyla birlikte ben de size sorayım: En sevdiğiniz oyun nedir? “En sevdiğiniz oyun nedir?” sorusu yanında bilgilerle…

Karin_Karakasli

06 Mar: Üşür Ölümü Tadanlar

Karin Karakaşlı’nın öykülerini, sadece içerikleri açısından değerlendirmenin/konuşmanın  yanlış olacağını düşünüyorum. Elbette yakıcı ve kahredici bir dünyanın dinamikleri var karşımızda, bunun dışında cümleler kurmamız mümkün değil. (Kahredici sözü tam isabet, kahroluyor herkes.) Ancak, bu duygusal yoğunluğun, Karakaşlı’nın dil-anlatıcı-zaman-mekan kullanımındaki maharetini ikinci planda algılamamıza izin vermemeliyiz. Karin Karakaşlı bir dil ustası. Çokça kullanılan “mücevherci titizliği” benzetmesini yapmayacağım bu konuda. Çünkü “bir doktor kararlılığıyla” yatırıyor dili, edebiyatın ameliyat masasına. Bilinen sorudur; mesleği doktorluk olan devrimci, faşist cuntanın önde gelen ismi ölüm-kalım halinde ameliyat…