• Yoruluyorum kimi zaman. Herkesin ağzı dolusu laflar ettiği, satırlarca yazı döşendiği, yorumlarıyla alt üst ettiği bir konunun, bir iki ay geçmeden unutulmasından yoruluyorum. Hafızanın bu kadar çabuk silinmesinden yoruluyorum. Hafızası gevşek balıklarla dolu bir akvaryumda, çöpçü balığı gibi bokların, yosunların arasında dolaşmaktan yoruluyorum. • Cem Karaca öleli yedi yıl olmuş. Kim ne derse desin, politik duruşu öncesiyle sonrasıyla nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, müzikal olarak bambaşka bir yetenektir, müthiş bir ses ve vokal tekniğidir onunki. İlkokuldayken “Namus Belası”nı söylerdim, sesimi onun…
Genel
İyi bir televizyon seyircisi değilim. Mesleki deformasyon başta olmak üzere çeşitli nedenleri var bunun. Evdeki cihaz, kimi zaman günlerce çalışmaz. Ama tutkuyla bağlandığım kimi işler de yok değil; özellikle de kimi diziler. Son birkaç yıldır, bir bölümünden bile sıkılmadan, büyük bir heyecan ve merakla izlediğim tek dizi Mad Men. Bu dizilere tutkuyla bağlanmamın bir nedeni de, her bölümünden sonra yakın çevremle bir sohbete kapı açmaları. Mad Men üzerine, dizi süresinden uzun sohbetlerimiz olmuştur. Murat Gülsoy, zihin açıcı blogu 602.Gece’de Mad…
O OSMAN DEDE: Kırşehirli subay emeklisi Osman Dede. Beyaz entarisiyle küçük odasında gün geçiren, namazını aksatmayan, okumaya-yazmaya düşkün, kedilere tutkun Osman Dede. Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden, şapka devriminin ateşli savunucusu, kızlarının aydın babası Osman Dede. Günün birinde, bir kitap almaya yolladığı torunu, kazların saldırısına uğrayıp, dedesine öfkeyle çıkışınca, yıllar sonra ortaya çıkacak günlüğüne şu iç parçalayan cümleleri yazan kırılgan Osman Dede: “En küçük torunum bugün beni azarladı. Küstüm ona.” (Erdal Öz, Dedem Bana Küsmüş)
Geçen yıl, DOT ve Murat Daltaban’la gerçekleştirdiği yaratıcı ortaklıkla, tiyatro izleyicilerinin de hayranlığını kazanan Hakan Günday, yine dipten vuracak bir romanla geliyor. Henüz kesinleşmemiş durumda ama romanın adı yine tek kelimeden (hatta tek heceden) oluşacak. Adını söylemeyeceğime söz verdim ama romanın ilk paragrafını paylaşabilirim. İşte yeni Hakan Günday romanının girişi: “Altı yaşındaydı ve altı yaşında ölecekti. Korkudan titriyor, gözlerini böcekten ayıramıyordu. Ay çekirdeği tarlası kadar bir tavana bakıyor ama sadece onu görüyordu. Ay çekirdeği kadar bir böcek. Sivri ayaklarının etrafındaki…
• “Bence iki ayrı blogun olmalı,” dedi bir arkadaşım, “haber veren, gündemi takip eden başlıklarla, edebiyata dair başlıklar ya da iyice kişiselleşen metinler birbirinden ayrılmalı.” Yine aynı soruyu sordurttu bu sözler: Neden bir blog açtım? Hızı, güncelliği, paylaşımındaki demokratiklik elbette önemsediğim, konuşmalarda vurguladığım şeyler. Ama bir de gevezeliğim, okuduğum-dinlediğim-izlediğim şeyleri paylaşma iştahım yok mu? Özellikle yorumları önemsiyorum, anında bir değerlendirme yeni kapılar açıyor bana. Kimi zaman uzun uzun düşünüyorum, çoğu zaman kendimi sorguluyorum. Tehlikesi de var; görünür olmaktan uzak durayım…
BABYLON‘DA TAPDK YÖNETMELİĞİ KAPSAMINDAKİ ETKİNLİKLERDE 24 YAŞ UYGULAMASI BAŞLIYOR: Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nun hazırladığı, 7.1.2011 tarihli ve 27808 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği’nin geçtiğimiz günlerde yürürlüğe girmesiyle beraber Babylon işletmesi olarak bir takım yeni düzenlemeler yapma kararı aldık. İşletme sahipleri için birçok ağır ceza içeren bu yeni yönetmelikte henüz açığa kavuşturulmamış bazı detaylar bizi bu konuda harekete geçmeye itti. Babylon işletmesi ve iş ortaklarımızın bu…
22. Ankara Uluslararası Film Festivali, bu yıl 17 – 27 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Hafta içinde Uzun, Kısa ve Belgesel Film Yarışma bölümlerine başvuran filmlerin ön eleme sonuçları açıklandı. Bu arada tüm kategorilerin toplamında yoğun bir katılım olduğunu da söylemek gerekiyor. Festival’in yarışma ve yarışma dışı bölümlerine bu yıl 640 başvuru yapılmış. (Ulusal Uzun Film Yarışması için ise toplam 20 film başvuruda bulunmuş.) Ön eleme seçici kurulunun yarışmaya katılmasına karar verdiği 10 filmi sıralayalım: 1. Çoğunluk- Seren Yüce 2. Gölgeler…
K KİM / KİMİNLE / NEREDE / NE YAPTI / KİM GÖRDÜ / NE DEDİ: Çocukluk yıllarından kalma bir oyun. Bu kahkaha dolu oyun Selçuk Baran’ın satırlarında insanın canını acıtan bir törene dönüşür. Elbette öykü kahramanı karı-koca da gülerler ama hüzünlü aşklarında bu neşenin sonsuz olmayacağı bellidir. Dünyanın boşalması ile canı yanan koca kendi gerçekliğinin sınırlarına hapsoldukça kahrolur kadın; oysa ne de çok sevmektedir. “Çokbilmiş Nancy Reagan pala bıyıklı Afgan partizanlarından biriyle Adana’da kebap yedi. Bunu gören Prenses Diana kıskançlığından…
Değerli vekiller; Kitap okumayı pek sevmediğinizi biliyoruz. “Pek sevmemek” inceltilmiş bir yaklaşım oldu, dürüst olalım, kimileriniz kitaplardan basbayağı nefret ediyor. Diyeceksiniz ki; “Bilip bilmeden konuşma, çoğumuz senin boyun kadar kitap okumuştur!” Bunu söylerken elini vicdanına koyduğunda hiçbir sızı hissetmeyenlerden diz çökerek özür dilerim. Bir kısmınız için de kitap demek, araştırma-inceleme-gündem-siyaset ve özellikle de tarihten bahseden kitaplar demek. Kurmaca da neymiş? Kim uğraşacak soyutlama ile, kim girecek romanın-öykünün kendine has evrenine? “Gerçeklik” vurgusu olmayan kitaba, kitap demezsiniz değil mi? Ayrıca bizler…
• “The Sound Of Music”in şarkılı-danslı sahnelerini izledim sabah, daha önce hiç düşünmemiştim ama Robert Wise gerçekten de “baba” bir yönetmen. En kısa zamanda “West Side Story”i tekrar izlemeli. • Blog yazılarına gelen yorumlara cevap yazmak konusu yine kafamı kurcaladı. Hangi yoruma yazmalı hangisine yazmamalı derken, sessizliği tercih ediyorum. Aynı şey twitter için de geçerli. Arada bir “Hadi, herkese cevap ver,” diyorum, sonra ne diyeceğimi bilemiyorum falan. Bu da böyle bir ruh hali işte. • Akşam Thomas Bernhard okudum. “Ses…
