Hermiyas… Tümüyle bu coğrafyanın ruhunu taşıyor. “Yerli” diyorsanız, tam da o işte. Bu coğrafyanın ne kadar renkli bir “insan kumaşı” olduğunu anlatıyor. Renkli ve güçlü. Ege’nin dirençli zeytinleri kadar güçlü. Hani kökünü salınca, Ege’den girip Toroslar’ı delecek, oradan da Doğu’nun gizemine yol alacak kadar güçlü. “Milli” diyorsanız, tam da bu işte. Çünkü o kavramların arkasında, süreklilik var. Kültürleri birbirleriyle yarıştırmadan, tanığı ve takipçisi olmamız gereken bir süreklilik. İşte Yalvaç Ural, Hermiyas‘ta tam da bunu yapıyor. Kanımca Yalvaç Ural son kitabı…
Genel
Caz uzmanı bir dostum, İstanbul Caz Festivali‘ne gençleri ve özellikle de Kültür Sanat Kartı sahiplerini davet ettiğim yazımı okumuş. Kısa bir tebrikten sonra sıcak patatesi kucağıma koydu: “Christian McBride & Joshua Redman konserini önermişsin ama konserde sahnede olacak muhteşem adamların adını anmamışsın. O konserde TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası da sahnede olacak. Neden yazmadın onları?” “Solistleri anmakla yetindim,” dedim. Daha da sinirlendi buna. “Sen de böyle yaparsan, ne olacak bu işin sonu?” dedi. Ben o sinir halinden korkmuş, kendi…
Tasarım uzaktan uzağa, hayranlıkla ilgilendiğim bir alan. Ama bu mahcup ilgiden daha fazla yoğunlaştığım bir konu var. O da kararlılık ve çalışkanlık. “Başarı Hikayesi” diye anlatılmasını sevmem bu çalışkanlıkların. Benim için önemli olan o heves, o çalışma gücü ve bitmeyen heyecandır. Cansu Göksu‘nun hikayesini bu yüzden paylaşmak istedim. Cansu, 23 yaşında bir endüstriyel tasarımcı. Tasarım tutkusu ile anlatacak çok şeyi var. Aileden dinlediği hikayelere bakacak olursak, olaylar Cansu iki buçuk aylıkken başlıyor. Resim, tamir ve dikiş çalışmalarıyla geçen çocukluk yılları…
24. İstanbul Caz Festivali’nin programı açıklandı. 4-20 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek festivalde 50’nin üzerinde konser var bu yıl. Önümüzdeki günlerde, bu konserlerin arasından yapılan seçkilere sıklıkla rastlarız. “En iyi 5 konser”, “kaçırılmayacak 10 konser” listeleri havalarda uçuşur. Az sayıda basın organında bu önerilerin nedenleri, içeriklerle ilgili bilgiler paylaşılır. Kimileri biraz tatsız-tuzsuz olur bunların, çünkü amaç sadece caz festivaliyle ilgilenmiş görünmektir. Kimileriyse, benim gibi meraklı dinleyicileri bilgiyle donatır. Bilgi duvarına bir taş daha koyan herkesi alkışlayıp devam edelim. Hemen şunu söyleyeyim;…
Arkadaş Z. Özger, kısa ömrünün az sayıda verimiyle çok kişiyi etkilemiş bir şair. Beni de. Onu ilk okuduğum 1983 yılından bu yana. Daha önce Fil Uçuşu’nda “Arkadaş: Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” başlıklı yazıyla anmıştım onu. Artful Living‘de yayımlanan “Zeki Müren’i Seviniz” başlıklı yazımda da, Arkadaş-Zeki Müren-Pasolini arasında bir hat çizip, bir düşünce yolculuğuna çıkmıştım. Şöyle bitiyordu o yazı: “Zeki Müren, hiç Arkadaş Z. Özger şiiri okumuş mudur diye düşünüyor insan? Ya da Arkadaş, hiç Pasolini filmi izlemiş midir? Pasolini, bir…
Yıl boyunca çok sayıda çeviri kitap okuyorum. Bazıları hakkında tanıtım yazıları kaleme alıyorum. Bu yazılarda kitabın çevirmenini de anmayı unutmuyorum. Bu değerlendirmeyi yaparken, kitabın Türkçedeki okunurluğu, anlaşılırlığı, yazarın kurduğu dünyanın dildeki yansıması, üslup bütünlüğü ve sürekliliği gibi noktalara bakarım. Bir çevirinin “iyi-kötü” olarak tanımlanması, kendi dilimdeki bilgimle başlar. Sonra tanıtım yazısına birkaç sözcükle yergilerimi ya da övgülerimi yazarım. Övgü sözcükleri bellidir; mükemmel, başarılı, akıcı… Edith Grossman’ın YKY tarafından yayımlanan Çeviri Neden Önemlidir? adlı kitabını okuduktan sonra bunun sığ bir yaklaşım…
130 gün oldu. Turhan Abi 130 gündür tutuklu. Şunları yazdığımdan bu yana 100 gün daha geçti. Kitaplara çok yumuşak dokunur Turhan Günay. Her bir satırın arkasındaki emeği düşünür. Yazmanın zorluklarını bilir. Ama romantikleştirmez kitap-okur ilişkisini. Anlayışlıdır yazarlara karşı. Ama yazıya sevgisi olanla, sevilmek için yazanı hemen ayırır birbirinden. Çalışanı, üreteni, direneni, devineni gözünden tanır. Kirin-çamurun onlara değmemesi için, yollarını nefesiyle temizler gerekirse. Türküleri sever. Ama türkülerin çanına ot tıkayanla aynı masaya oturmaz. Turhan Günay’ın oturduğu masa, dünyanın bozuk zeminine meydan…
a) Kariyer, bir ağaca sarılamamaktır. b) Kariyer, ezberlenmiş yalanlardır. c) Kariyer, kedinin tırnaklarını veterinere kestirmektir. d) Kariyer, emeklilik hayalidir. e) Kariyer, kişinin kendi alnına kazıdığı bir markadır.
Neruda, yılın en iyi filmlerinden. Birkaç not düşmekte fayda var. 1. Bu film, Neruda’dan Nâzım’a çizilmiş bir hat üstünde yürümeye çalışan herkesi etkileyecektir. 2. Guillermo Calderon imzalı senaryo, edebiyatın sinemada karşılığını arayanlar için bulunmaz nimet. Hem geveze, hem düşünmeye iten sessizlikler var. Hem çizgisel, hem değil. Hem dış sese yenik düşmüş gibi görünüyor, hem de onun rehberliğini her an aratıyor. 3. Pablo Larrain, seyircinin ezberlerini bozacak bir zaman-mekan kullanımı seçiyor. Böylece, gerçekliği de çizgisel olmaktan uzaklaştırıyor. Kurmaca bir dünyanın içinde…
…Karl Marx, dostu Friedrich Engels ve kızlarıyla birlikte… Jenny Caroline, Jenny Julia Eleanor, Jenny Laura. 1860 sonrasında çekilmiş bir fotoğraf… Marx’ın önünde, dünyayı etkileyeceği, yirmi yıllık bir ömür var. Karl Marx (5 Mayıs 1818 – 14 Mart 1883)
