Genel

30 Tem: Gümüşlük ve Satsuma Sendromu

Gümüşlük’e sonradan yerleşenler, doğanın sesini dinlemek isteklerini sıklıkla dile getiriyor. Zaten, büyük şehirden “kaçmanın” bir nedeni de bu. Doğayla iç içe olmak.  Mandalina reçeli yapmaktan mantarın mevsimini öğrenmeye, Filizkıran Fırtınası hikayelerinden içkini hangi ayda satsuma ile içebileceğini bilmeye uzanan bir “doğa bilgisi” süreci bu.  Gelin biz bu duruma, adı Gümüşlük ile anıldığı için, Satsuma Sendromu diyelim. Gümüşlük ya da başka bir diyar… Dileyen dilediği kasabanın-şehrin adını koyabilir… Doğal yaşama “sevgi pıtırcığı gülüşleri” ve “iyiniyet elçisi bakışlarıyla” yerleşen burjuvazi, sakaletine sandalet…

erdal-oz

30 Tem: Edebiyat, insan ayıklar

Sanatın, edebiyatın insan ayıklayan bir yanı da var sanki. Erdal Öz’e ait bir cümle bu. 15 Eylül 1956’da yazmış. Günlüğüne. 21 yaşındayken. Sanata ilgisiz kişilerin dostluklarını da sevmiyorum, diye başlamış o tarihteki notlarına. Çok düşünmüşümdür bunu. Benzer bir bakış açım var dostluklarımda. Sanata ilgisiz insanlarla sohbetlerimde, dostluklarımda bir tıkanıklık olur her daim. Sıkılırım. Bir noktadan sonra ben de sıkıcı bir adam dönüşürüm. Bir tiyatro oyununa, el yapımı bir bibloya, oynak bir türküye, başucu kitabı olmuş bir romana, sokak ressamının boyadığı…

11 Tem: “G\u00fcm\u00fc\u015fl\u00fck’te kafa dinleyemezsin, Amasra’ya git!”

Gümüşlük yazıları benim için öğretici oluyor. Neler öğrendim? 1. İlkeleri sevmiyoruz. İlkeli olmayı sevmiyoruz. İlkeler üstünden konuşmak istemiyoruz. Hemen olaya sardıralım, sağlı-sollu girişelim, yüksek perdeden cümleler sallayalım istiyoruz. Gümüşlük’te yaşamakla ilgili müşterekler yaratmak pek umurumuzda değil. Hemen ‘vukuata’ gelelim istiyoruz. “İyi yazmışsın, hoş demişsin ama falanca restorandaki hesap rezaletini yazsaydın daha iyi olurdu,” durumu heyecan veriyor bize. 2. Vurkaç yapmayı seviyoruz. Özellikle bayram günlerinde ‘can acıtıcı’ hesaplar ödendiğini biliyorum. Bayramdan iki gün önce adam başı 80-90 liraya masadan kalkılan balıkçının,…

birsen_tezer

09 Tem: Gümüşlük ve Müşterekler

Birsen Tezer, OffGümüşlük sahnesindeydi. Ekip mükemmel, Birsen şahane, gece yumuşak, mekan tıklım tıklım… Dinleyici profili iyi. Herkes ‘gerçekten’ müzik dinlemeye gelmiş. Hal böyle olunca Birsen Tezer’in saat 23.45’te “15 dakika sonra bırakmamız gerekiyor,” demesi homurdanmalara yol açıyor. Herkes istiyor ki konser sabahlara kadar sürsün. İşte tam bu noktada Birsen Tezer, Gümüşlük’te yüksek volümlü müziğin saat 24’te kesilmesi kuralıyla ilgili harika bir cümle kuruyor: “Aman söylenmeyin böyle bir kural var diye, iyi ki var,” diyor ve ekliyor: “Bütün renkler kirlenirken, biz…

07 Tem: Gümüşlük ve gürültü

Gümüşlük gece 12’de sessizliğe bürünüyor. Saat 24’te. Yani tam geceyarısı. Külkedisi benzetmesini sevenler için bulunmaz nimet. Sessizlik. Yani Gümüşlük’te eğlence mekanlarından, restoranlardan yükselen müzik sesine saat 24’e kadar izin veriliyor. Bu saatten sonra sokaklara taşacak kadar yüksek sese izin yok. Mekanın içinde kalan hafif bir müziğe kimsenin itirazı yok tabii. Bir kuraldan söz ediyorum. Yasakları sevmeyen biri olarak “kural” diye tanımlamayı seçiyorum. Herkesin hemfikir olduğu, üstünde anlaşmaya vardığı bir uygulama diyelim. Herkesin mi? Hayır. Her tatil beldesinde olduğu gibi Gümüşlük’te…

CalismaEvi_1968

06 Tem: İlkokul öğretmenimi ‘ihbar’ ediyorum, bana Aziz Nesin okuttu!

İlkokulu Ankara’da Teğmen Kalmaz İlkokulu‘nda okudum. Önlüklerimiz maviydi. Sınıflarımız kalabalıktı. Her sırada üç kişi otururduk. Dörtlememiz gereken zamanlar bile olmuştu. Sınıf öğretmenimizin adı Sabahat Yılmaz idi. Ufak tefek, yumuşak sesli bir öğretmendi. Kimi zaman sabrı taşar cetveli aline alırdı ama çoğunlukla sakin, anlayışlı bir öğretmendi. Ders aralarında oyunlar oynatırdı bize. Sevgisi öfkesinden fazlaydı hep. Üçüncü sınıftayken bir kitap okutmuştu. Her gün, son derste. Çoğunlukla beni tahtaya diker, bana okuturdu. Ayrıcalık yapmamak için “Okumak isteyen var mı?” diye sorardı önce. Kimi…

0000000121374-1

06 Tem: Kitap yasaklamak: Öğretmenler, muhbir vatandaşlara karşı

Haberi okumuşsunuzdur. Buket Uzuner‘in çok okunan-çok bilinen kitabı Kumral Ada Mavi Tuna‘yı öğrencilerine ‘öneren’ bir öğretmen hakkında soruşturma açıldı. Bu soruşturmanın nedeni, kitapta ‘cinsel yönden sapkın ifadelerin yer alması’. Kartal İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, öğrencilerine bu kitabı okumalarını öneren öğretmenden ‘savunma’ istedi. Savunma talebinde altı çizilecek yerler var: Kızlı erkekli sınıf, aile kültürü, toplumumuzun kimliği, kimliği tam oturmamış öğrenciler… Bu savunma talebi metnini yazanların, bu noktaları açıklamasını çok isterdim. Ama mümkün değil. Her şey bir yana, bu muğlak noktaların net…

13600324_10153883118598681_6305791794668197249_n

03 Tem: “Yaz tatili için okuma listesi” meselesi

Her yaz aynı şey… “Yaz için okunacak kitaplar listesi” meselesi… Tembel bir dergicilik ya da gazeteciliğin her yıl tekrar eden ezberi. Arada bir bana da soruyorlar, sağ olsunlar. İnatla şu işi mevsime göre haberleştirmeyin demeye gelecek birkaç kelime geveliyorum. Sonra da ayıp olmasın diye birkaç kitap adı veriyorum. Bazen bu listelerden affımı rica ediyorum. Bugüne kadar böylesi listeler konusunda üzdüğüm-kırdığım gazeteci arkadaşım olduysa affola… Ama, siz de bana hak verin. Yaz kitapları ne demek bilmiyorum… Öğrenmeye de niyetim yok. Mevsimi…

03 Tem: Duvarseviciler

Şehrin ortasına bir duvar yaparlar bazen. Şehrin, yüreğimizin, özgürlüğümüzün, insanlığımızın… O duvarı yıkmak için elinden geleni yapan, sesini çıkaran, düşünen, çabalayanlar cesaretle ortaya çıkarlar. Güçlerini birleştirirler. Duvarın dibine kadar gider, ellerini o kara tuğlalardan bir an olsun ayırmadan sarsarlar. Duvarın yıkılması için ne gerekiyorsa yaparlar. Tam da yıkılma anında altında kalırım korkusu olmadan, bu tuğlalar başıma düşer mi diye düşünmeden. Bir de duvar yükseldiği anda ortadan kaybolanlar vardır. Yüreğini, özgürlüğünü, insanlığını tekrar kazanmak isteyenler, canları pahasına duvarı yıkmaya çalışırken, uzaktan…

02 Tem: Unutmadık. Unutmayacağız!

Atatürk Havaalanı’ndaki patlama sonrasında, kısacık bir zaman dilimi içinde, henüz teröre kaç kişiyi kurban verdiğimizi bilmezken, henüz olay sonuçlanmamışken, henüz…henüz… anlayacağınız ölümün rezil kokusu henüz ellerimizdeyken, siyasi aklamalara-siyasi karalamalara girişti kimileri. Saniyeler, dakikalar içindeki tepkinin bu olabilmesi düşündürücü. Umutsuzluk sarıyor insanı böyle olunca. Kabataş Yalanı’nı duyunca, o yalancıları görünce umutsuzluk sarıyor insanı. Tecavüzcünün, çocuk tacizcisinin aklanması için cümle kurabilen insanları görünce nefesimiz kesiliyor, umutsuzluk giriyor kanımıza. Gözümüzün içine bakarak yalan söylendiğini görünce umutsuzluk sarıyor. Bu coğrafyada, umutsuzluğa düşmek için her…