Yeni bir yazar keşfetmek heyecan verir okura. Daha önce izlemediğiniz bir oyuncunun harikalar yaratması iyi gelir. Yeni ve iyi bir şarkı ruhu temizler. İyi bir müzisyenle tanışmak, renktir. 23 Haziran, güneş batarken: Tigran Hamasyan’la Van Ahtamar Adası’nda Surp Haç Kilisesi’nde Tigran Hamasyan, yeni zamanların en iyi caz piyanistlerinden biri. Sadece caz piyanisti olarak tanımlamak haksızlık elbette. Hamasyan’ın günümüzün en önemli caz piyanistleri arasında anılmasına neden olan da yelpazesinin genişliği. 1987 doğumlu müzisyenin çocukluğunun Led Zeppelin, Black Sabbath, Deep Purple, Queen,…
Genel
Zeynep Altıok. 2 Temmuz 1993’te yaşanan Sivas Katliamı, babasını aldı ondan. Babası Metin Altıok. Şair. Öğretmen. İnsan. O gün, Metin Altıok’la birlikte Madımak Oteli’nde yanıp giden bir çocuk vardı. Koray Kaya. 12 yaşındaydı. Tombul yanaklarından sağlık fışkırıyordu. Yemek yemeyi seviyordu. “Az ye, yoksa kızlar seni beğenmez,” diyordu ablaları. Bir de bisiklete binmeyi seviyordu. Büyüdüğünde ‘vitesli’ alacaktı. Katliam yapıldığında 25 yaşındaydı Zeynep. Koray’ın ablası olacak yaşta. Koray’ı elinden tutup gezdirecek, onun dertlerini dinleyecek, büyüme sancılarına ortak olacak bir abla. Koray üniversiteye…
Dilerim kimse bu söyleyeceklerimi “yazdıklarını önemseyen birinin” gevezelikleri olarak almaz. Alırsa da diyecek bir şey yok. Çünkü meselem -biraz da- bu algıyla ilgili. Yazabilene alkış tutarım. Önünde saygıyla eğilirim. Ama dünyanın şu ruh halinde tek satır bile yazasım yok. Yazmak, benim için, her şeyden önce kişisel bir iyileşme ve anlama yolu. Ama artık yazarak iyileşemiyorum ve yazarak anlayamıyorum. Bunu -geçici- bir yazar kilitlenmesi, hatta paniği olarak değerlendirenler de olabilir. Saygı duyarım. Ama bu cepheden bakınca durum -ve değerlendirme- farklı. Biliyorum;…
Burhan Sönmez günümüzün en iyi yazarlarından biri. İstanbul İstanbul’u okumakta geç kaldığımı söylemeliyim. Gerçi bir kitabın okunmasında ‘zaman’ nerededir, onu da ayrıca sorgulamak lazım. Zamanını beklemiş demek ki. Kafamın bin hikayeyle dolu olduğu bir haftada okumak daha iyi geldi. O hikayeleri silip, kendisini daha da görünür kıldı bu kitap. Öğrenci Demirtay, Doktor, Berber Kamo ve Küheylan Dayı’nın hikayelerinde, Zinê Sevda’nın sessizliğinde kayboldum gittim. Aman bu ‘kaybolmak’ meselesi yanlış anlaşılmasın. ‘Hemhal’ oldum demek daha doğru olacak… Burhan Sönmez’in Bianet’ten Aybars Bayındır’a…
Şu yukarıdaki fotoğraf müzik tarihinin en hüzünlü -yoksa tuhaf mı demeli- hikayelerinden birine ait. Stuart Sutcliffe ile Astrid Kirchherr‘in bir fotoğrafı. 1959-66 yılları arasının Alman modern sanatçısı Astrid ile The Beatles grubunun ilk basçısı İskoç müzisyen Stuart. 14-15 yaşlarımdayken Beatles hayranlığım, derinlemesine inceleme tutkusuna dönüştüğünde, kadim dostum Levent Gönenç ile keşfetmiştik Stuart’ın hikayesini. Hatta o yıllarda, Ankara Batı Sineması’nda Beatles’ın Hamburg dönemini anlatan bir film izlemiştik. Sonradan bir türlü bulamadım o filmi. Hangi film olduğunu bilen varsa, söylesin lütfen… Bir…
Farklı yönetmenlere atfedilen ve bilinen bir hikaye. Bir pavyon sahnesinin çekiminde, kareye sağdan girip soldan çıkacak bir figürana ihtiyaç var. Sorun hemen oracıkta hallediliyor ve hayatını pavyonda çalışarak kazanan bir kadın bulunuyor. Yönetmen direktifleri veriyor, çekime geçiliyor. Sette sessizlik, yönetmen bağırıyor: “Kamera! Motor!” Kadın yürümüyor. Bir kere daha deniyorlar. “Kamera! Motor!” Kadın yürümüyor. Yönetmen sinirlenmeye başlıyor. Üçüncü, dördüncü denemeden sonra kadın ağlamaya başlıyor. Yönetmen öfkeyle “Kızım niye yürümüyorsun?” diye soruyor. Hıçkırıklar içinde cevaplıyor pavyonun emektarı kadın: “Bunca insanın içinde motor…
En iyi belgesel Oscar’ını alan Citizenfour’da, Eric Snowden bir otel odasında The Guardian’in kurt gazetecisi Ewen MacAskill’e kitlesel dinleme işleminin nasıl gerçekleştirildiğini anlatıyor. MacAskill’in sistemin işleyişini anlamak için sorduğu soruları, hoş bir tebessümle yanıtlıyor Snowden. 1952 doğumlu bir gazeteciye karmaşık gelen bu işleyiş, 1983 doğumlu bir bilgisayar uzmanı için tebessümle geçiştirilecek kadar basit çünkü. İnternetin doğuşuna tanıklık etmekle, internetin olduğu bir dünyaya doğmak arasındaki fark. Dürüst olalım, hala bütün dünyada sayısal ortamda yayıncılık ve e-kitaplar konusunda ürkek sorularımız, tedirgin algılarımız…
1. Sizi adınızdan çok sevgi sıfatlarıyla çağıran arkadaşınıza dikkat edin. “Tatlım, canım, dostum, ruh ikizim, kardeşim” sıfatları, ileride canınızı daha çok acıtacak bir hikayeye dönüşebilir. 2. Arkadaşlarınızla ekonomik ilişkilere girmeyin. Daha açık söyleyelim; arkadaşlık ilişkinizin içinde “para” olmasın. Nedenini açıklamaya gerek yok; basit bir hatırlatma sadece. 3. Aynı üretim alanı içinde olduğunuz arkadaşınızın “Başarılarınla gurur duyuyorum,” demesine kanmayın. Kıskançlık kaçınılmazdır. 4. Sizi çok dinleyip, kendisi az anlatan arkadaşınızı sorgulayın. 5. Kendisi çok konuşup, sizi az dinleyen arkadaşınızı sorgulayın. 6. İkiden…
Olay basına yansıdı. Artık buna sıradan faşizm falan diyemez kimse. Planlı, sistemli bir olay bu. Hangi olay mı? Aşağıdaki açıklamayı okuyunca anlayacaksınız. Türkiye Yayıncılar Birliği olayla ilgili bir açıklama yaptı. Aynen paylaşıyorum: Samsun’un Atakum ilçesinde bağımsız kitapçılık yapan Adalı Kitabevi yaklaşık 20 kişilik bir grubun saldırısına uğramış, kitabevi sahibi Yalçın Tatlıdil ve 4 kişi bıçakla yaralanmıştır. Saldırganlar aynı zamanda kafe olarak hizmet veren kitabevine ellerinde satır ve bıçaklarla saldırmış, içerde oturanları yaralamış, kitabevinin masa, sandalye ve camlarını da kırarak olay…
