Genel

12 Eki: “Yazmaya ba\u015flaman\u0131n s\u0131f\u0131r noktas\u0131: Dili olu\u015fturmak!”

Aile Çay Bahçesi ile ilgili söyleşileri, her şeyden önce kendime düzenli bir arşiv olsun diye, Fil Uçuşu’nda paylaşmaya çalışacağım. Aşağıda Cem Uçan’ın BirGün gazetesi için yaptığı söyleşi var. Aile Çay Bahçesi, Yekta Kopan’ın Can Yayınları’ndan çıkan yeni romanı. Roman, aile kurumu, birey olmak ve bir başkasının varlığına göre tanımlanmak gibi temel insani meseleleri odağına alıyor. Ana karakter Müzeyyen, evreni ve kendi konumunu anlamak için cevaplar kadar soruların da önemli olduğunu okura hatırlatıyor. Biz de kitabın raflarda yerini almasının hemen ardından…

3503054

12 Eki: Burcu Arman: “Bir Müzeyyen tanıdım!”

Sabit Fikir: İyi dergi. Büyük bir beğeni ve ilgiyle takip ediyorum, okuyorum. elif Bereketli, tartışmasız harika bir ekiple, çok iyi dergicilik yapıyor. Dolayısıyla “Aile Çay Bahçesi” ile ilgili bir yazıyı ‘Sabit Fikir’ bünyesinde görünce hem heyecanlandım, hem sevindim.  Burcu Arman, samimi yazmış. Bundan öte ne ister insan. Teşekkür ederim.  Bir teşekkür de, yazıya yaptığı desen için Dilem Serbest’e. Bu desen, beni ilk kez Müzeyyen’in suretiyle tanıştırdı. Yazının aslının sabitfikir.com adresinde olduğunu hatırlatarak paylaşıyorum.  Önyargılar nasıldır bilirsiniz. Yani aslında bilmezsiniz ama…

07 Eki: Hamle mi? Red mi?

Yeni bir ay. Biraz da yeni bir dönem. Düşünerek, öfkelenerek ve sonuçta yine de severek geçen günlerin hemen ardı. Mola vermek lazım artık. Ama bilinsin ki yazılacaktır bugünler de. “Günden Kalanlar” notlarını tutmuyordum epeydir. Öncelikli nedenim, çocukluğumdan beri günlük tutmadaki beceriksizliğim. Sahtekar bir günlük tutucusu olmaktansa, günü gününe samimiyetle yazan bir olmayı seçtim yıllar önce. Bir gün yayınlanacağı bilinci/umuduyla tutulan günlüklerin o pek kibirli hallerine bayılırım. Demek ki neymiş, kibir burada da karşımıza çıkıyormuş. Aslında bütün bu kelimeler, cümleler Camus…

7-Turgut-Ozakman-3

28 Eyl: Turgut Özakman için…

12 Eylül darbesinin hemen ardından gelen günler… Ankara… Kadim dostum Levent Gönenç’le geçiyor günlerim. O çiziyor, ben yazıyorum. Okuyoruz, izliyoruz. Vaktinden önce büyümek zorunda kalmış çocuk irileriyiz. Hayatın üstümüze erken giydirdiği, bedenimize büyük ukalalık ceketleriyle dolaşıyoruz ortalıkta. Seslendirme stüdyolarında tanıdığımız insanlarla sohbetler değerli bizim için. Dil Tarih Tiyatro Bölümü öğrencisi-mezunu abilerimiz, ablalarımızla sohbetler de böyle. Çocuk gibi davranmıyorlar bize. Hatta bu ‘yaşıtmış gibi’ durumunu biraz abarttıklarını söylemek mümkün. O isimlerden birinin ayrı değeri var Levent’le benim için. Bu dünyadan çok…

tuncel-kurtiz

28 Eyl: Tuncel Kurtiz için…

Tuncel Kurtiz’le sohbet edebilmek. Düşüncesi bile güzel. Şanslıyım ki, bu güzelliği yaşadım. En uzun sohbetlerimizden birini, Ahmet Boyacıoğlu’nun “Siyah-Beyaz” filmi öncesinde yapmıştık. Nasıl da keyifliydi o gün. Ankara’nın eşsiz galeri-barı Siyah-Beyaz üstüne konuşurken, mekanla ilgili kişisel hikayemi anlatmıştım Tuncel Abi’ye. İlgiyle, daha da ötesi sevgiyle dinlemişti bu hikayeyi. Geçmişten gelen cümlelerin tozlu güzelliğine sığınacağına, geleceğe dair ışıklar düşürmüştü ortama. Daha yıllar yılı çalışmayı, üretmeyi düşünüyordu. Sonraki buluşmamızda biraz yorgun görmüştüm onu. Samimiyetle sormuştum “Nasılsın?” diye. Bir yanı her zaman olduğu…

henning-mankell

23 Eyl: Kahramanlar da Yaşlanır

Kurt Wallander’in herhangi bir macerasını okumuş olanlar için bu yazının önemi olmadığını bilerek başlıyorum yazmaya. Ne yazarsam yazayım, övsem de yersem de umurunda olmayacaktır has Wallander okurlarının. Uzun zamandır beklenen ‘veda’ kitabı Huzursuz Adam çoktan başuçlarındaki yerini almıştır bile. Ama konuyu artık altmışına gelmiş dedektifle sınırlı tutmamak lazım. Biliyorum ki bu kitapla ilgili olarak çok daha geniş bir kitlenin, koşulsuz kabulü söz konusu; Henning Mankell okurlarının. Genel bir tanımla ‘Nordic Noir’ olarak adlandırılan İskandinav polisiyesinin tartışılmaz usta isimlerinden Mankell’in ülkemizde…

fft5_mf959793

23 Eyl: Masumiyet Müzesi’nde rehberiniz Orhan Pamuk

Masumiyet Müzesi 2013’ü çok hareketli geçirdi. Birkaç madde halinde sıralamak gerekirse bakalım neler olmuş: ‘Dünyada Yılın En İyi Tasarımları’ Ödülü adayı olarak müzeden 14 No’lu “İstanbul’un Sokakları, Köprüleri, Yokuşları, Meydanları” adlı kutunun replikası Londra Tasarım Müzesi’nde sergilendi. Umberto Eco gibi birçok ünlü ziyaretçiye ev sahipliği yaptı. Avrupa Konseyi tarafından müzecilik alanındaki yenilikçi ve mükemmelliyetçi yaklaşımı desteklemek için verilen Yılın Avrupa Müzesi Ödülü’nün 2014 yılı adaylarından biri oldu.  Bu hareketlilik ve yenilikçi tavırların altında Esra A. Aysun‘un imzası olduğunu unutmamak gerekiyor….

calvinoitalo28229

18 Eyl: Yeniden Okumak: Görünmez Kentler

Bir kitabı yıllar sonra yeniden elime aldığımda, altı çizili yerler var mı, kenarına köşesine notlar almış mıyım diye bakıyorum öncelikle. Eğer sıklıkla ‘yeniden okuma’ yaptığım bir kitapsa, önceden aldığım notları ezberliyor, altını çizdiğim satırların sayfalarını gözü kapalı bulur hale geliyorum. Her yeni okumada, yeni cümleler çiziliyor, yeni notlar alınıyor. Katmanlar oluşuyor. Kitapla ilişkimi, hayatla ilişkimi, geçen yıllarımı bana anlatan katmanlar. O katmanların en altında bir yerde, artık derinler diyebileceğim bir uzakta, en saf halim duruyor. O kitapla aramda geçenlerin en…

viewer

08 Eyl: Factotum

Charles Bukowski’ye selam olsun… Denize varana kadar gökyüzünü seyrettim. İhtiyar’ın kamyonetinin arkasında on altı saatlik bir yolculuk. Sarsıntıdan götüm çürüdü. İki kere mola verdik. Bana kalsa gerek yoktu ama İhtiyar “Ben senin gibi malı çıkarıp yola salamıyorum,” dedi. Adamın işemesine de karışacak halim yok ya. İlk molada bir ağacı suladık. İkincisinde hem kamyoneti hem de kendimizi mazotladık. Babadan kalma mukavva bavulun bir yerlerinde yolluk bulundururum mutlaka. En az bir şişe. Neşeli olduğum vakitlerde ‘her ihtimale karşı şişesi’ koymuştum adını, yakışır….

rashomon

07 Eyl: Raşomon’u Hatırlamak

Yıllar önce, Ankara’da ya Çağdaş Sahne’de ya da Sanatevi’nde izlemiştim Akira Kurosawa‘nın Ran filmini. Sinemanın karanlığında, cebimdeki küçük deftere notlar aldığımı hatırlıyorum. Neler yazdığım aklımda değil. Oysa o yaşımda, o ruh halimde filmin bana ne notlar aldırttığını görmek isterdim bugün. Biraz kaba bir arşivcilik, hatta çöpçülük oluyor ama eski defterleri atmamak lazım. Sonrasında, video döneminin olanakları çerçevesinde bulabildiğim bütün Kurosawa filmlerini izledim. Ama bir tanesi kurguya bakışımda dönüştürücü etki yaptı. Bir daha izlemekten yorulmadım; bir daha, bir daha… Kurgu deyince sinemaya…