Genel

10 Tem: Yeni Bir Başlangıç: Canım…

Canım, Yazdığım anda yanlış yaptığımı anladım. Buna kızdığını biliyorum. Gece atıştırmaları için gittiğimiz yerdeki satıcının sürekli olarak “Sizin neyiniz vardı canım?” demesi, bu sözün seni kızdıran bir söz olmasına neden olmuştu. Ne diyeceğimi bilemediğimden yazıverdim. Bir anda oldu, özür dilerim. “Sizin neyiniz vardı canım?” Oysa şimdi bu soruyu ne kadar da rahat yanıtlarım. Mutsuzluklarımız var, kendimizle barışamamışlıklarımız, hırslarımıza yenik düşmelerimiz, yarı yarıya dolu olan bir bardağı ters çevirip altına bakma merakımız, mağara duvarlarına çizilmiş tarihi resimleri kazıyıp, acaba bunun da…

10 Tem: Yeni Bir Başlangıç: Dostum…

Dostum, İşte şimdi ne anlatacaksam anlatabilirim değil mi? Sana dostum dediğimde bundan rahatsız olduğun anları unutarak sözlerime başlayabilirim değil mi? Önce dost olmalı, dediğin halde, bunu duyduğunda nasıl da sinirlendiğini hiçe sayarak yazmaya başlayabilirim değil mi? Başlayamam. Korktuğumdan, çekindiğimden ya da kendime yasaklar koyduğumdan değil. Seni kırmak istemediğimden başlamam. Herşeyden önce dostun olmanın ne kadar önemli olduğunu, içimde yaşamak istediğimden başlamam. Kimi sözlerin, söylenmedikçe parladığını bildiğimden başlamam. Denizaşırı bir ayrılık, günlerce telefonla haberleşmemize neden olmuştu hani. Dünyanın en yeşil kentinden…

10 Tem: Yeni Bir Başlangıç: Merhaba…

Merhaba, Geceleri uykumuz kaçtığında oynadığımız o oyunu hatırlıyor musun? Hani ortaya bir söz atar, sonra da yabancılaşana kadar o sözü tekrar ederdik. Zıbın… “Ne demek yahu zıbın?” diyene kadar tekrarlardık. Zıbın,zıbın, zıbın… Bana hep, böyle aptalca bir oyundan zevk aldığımızı birileri duyarsa bize deli derler, derdin. Kim ne derse desin, ben o oyunu hâlâ, tek başıma da olsa oynuyorum. Merhaba, diye başlayınca, birden aklıma o oyunun gelme nedenini anlamışsındır herhalde. Seninle konuşurken söze, Merhaba, diye başlamak birden garip geldi. Yabancılaştım….

10 Tem: Yeni Bir Başlangıç: Sevgili…

Sevgili, Ah, kusura bakma. El alışkanlığı işte. “Sevgili” sözünün seni rahatsız edeceğini düşünemedim. İnsan bazı şeyleri rahatlıkla kabul edemiyor. Kalem dursa, dil durmuyor. Dil kilitlense, beyin özgür bırakıyor. Beyin tutuklansa, ruh kaçıp gidiyor. Ne kadar garip değil mi? Senin kaçışında, ruhun herşeyden önce davrandı. Bedenin koşamadı, beynin uzun süre direndi. Sözlerin… Sözlerin hâlâ benimle. Zaten ben bir tek sözleri severim. Yine de kimi sözlerin seni rahatsız edeceğini bildiğimden baştan başlamak istiyorum. Ama geçmişi silmeden. Hani o kentin en çağcıllaşmış bölgesinin,…

bioy_casares

10 Tem: Adolfo Bioy Casares: Denizci Vatanına Dönüyor

Fil Uçuşu dünya edebiyatının geri planda kalmış kahramanlarından birine saygı duruşunda bulunuyor: Adolfo Bioy Casares.   1914’te Buenos Aires’te doğan Bioy Casares, 1930’lu yıllarda edebiyat dünyasının en önemli figürlerinden biri ile dostluk kurar: Jorge Luis Borges. 1929 tarihli Prôlogo ve 1934 tarihli Caos kitaplarının başarısız görülmesiyle cesaretini kırmayan yazarın 1940’ta yayımladığı La invenciôn de Morel (Morel’in Buluşu) İspanyol-Amerikan edebiyatında yeni bir dönem açmıştır. Bioy Casares 1940’ların başında Borges’e birlikte yazmalarını önerir ve sonuçta dedektif romanları yazarı H.Bustos Domecq doğar ve…

04 Tem: 100 Riff’te Rock’n’Roll Tarihi

Müzik tarihi ve özellikle rock tarihi birbirinden ünlü, akılda kalıcı, duyduğu anda insanı içine alan “riff”le dolu. Riff, şarkının iskeletini oluşturan ana motif ya da şarkının ana cümlesi olarak tanımlanabilir. Elbette profesyonel müzisyenler çok daha net ve doğru bir tanım yapacaktır ama kısaca böyle bir tanım da yeterli olacaktır sanırım. Alex Chadwick‘in 12 dakika süren “100 Riff’te Rock’n’Roll Tarihi” videosundan Open Culture sayesinde haberim oldu. Chadwick, 1953 tarihli ve Chet Atkins imzalı “Mr.Sandman” şarkısının riff’iyle başlıyor, bütün efsane riff’leri birbirine…

yapi-kredi-yayinlari-jean-louis-fournier-son-siyah-sacim-ve-ihtiyar-delikanlilara-bazi-ogutler-978975082291920120613003053

29 Haz: İnsan Yaşlandığını Ne Zaman Anlar?

Son zamanlarda, çevremdeki kimi dostlar sıklıkla yaştan-yaşlanmaktan söz eder oldular. Duygular tıkandığında “Eh yaşlanıyoruz artık, olacak o kadar,” klişesinin ardından el sallıyorlar kimi zaman. Ne yalan söyleyeyim, ben de farklı değilim. Varsa ufak bir farkım, şudur belki: Korkmam. “Yaşlanmıyoruz, yaş alıyoruz,” ya da “Ne yaşlanması, bu sadece olgunlaşma,” klişelerini de sevmem. Yine de bütün bu, huysuzluklar senfonisinin içinde iyi bir keman solosu duymaya ihtiyacım varmış. O ses de Jean-Louis Fournier‘nin kitabıyla geldi: Son Siyah Saçım (ve İhtiyar Delikanlılara Bazı Öğütler) 1938’de…

IMG_0215

25 Haz: Prizren’de Yalan Yok

Gitmek istediğimiz yerin geride kaldığını söyleyince “Çevireyim mi?” diyor Gezim. Sözünün arabayı geri vitese takmak ya da U dönüşü yapmak anlamına geldiğinin farkındayız; “Çevirme!” diyoruz. Türkçenin yöreye has kullanımına alışığız. Zaten yola çıkarken “Ne kadar sürer?” dediğimizde, “Uzatmaz!” demesinden sohbetin nasıl ilerleyeceği belli. Ha uzun sürmez demiş, ha uzatmaz. Sonuçta, bal gibi anlaşıyoruz. Gezim Berisha, üç gündür her ihtiyacımızda yanımıza koşan ve bizi Prizren-Priştine arasında getirip götüren taksi şoförü. 2006 model aracını 3000 avroya almış, hemen taksi yapmış. Araba fiyatlarının…

IMG_2557

25 Haz: Prizren’den İnsan Manzaraları

Prizren‘de her gören “Şadırvan’dan su içtin mi?” diye soruyor. O meşhur “Şadırvandan su içen mutlaka buraya bir kere daha gelir,” sözüne inanmayan yok çünkü. Üstelik herkes bunun gerçek olmasını, bir gelenin bir daha gelmesini, gelip de kalmasını istiyor. İnsanlarla sohbet etmeyi seviyorlar. Arasta Çarşısı‘nın girişinde karşımıza çıkan bu küçük kızın darbukayı böyle havalı tuttuğuna bakmayın. Öylesine vurmaktan başka bir amaç için kullanmıyor. Belki anlayamadığımız derin bir yeteneği var da, göstermek istemiyor. Darbukacı Kız’dan elli metre ileride karşımıza çıkan bu çocuklar…

the-avengers-television-program-1965-diana-rigg

20 Haz: Emma Peel: “Efkâr”

Karşıdaki Adam: Yakmayacaksın onu değil mi? Emma Peel: Neden? Karşıdaki Adam: Bir de soruyor musun? Sigara yahu… Nikotin, katran, zehir, ölüm…  Emma Peel: Biliyorum.  Karşıdaki Adam: Üstelik eline hiç yakışmıyor. Özenti duruyor. Emma Peel: Olabilir. Karşıdaki Adam: Ah, yine başladın işte. ‘Sen ne dersen de, ben bildiğimi okurum,’ tavırları. Hadi kendini düşünmüyorsun diyelim, çevrene de zarar veriyorsun. Emma Peel: Hayat ne garip değil mi? Ardında ne kadar uzun bir yol bırakırsan, o kadar az şey bildiğini öğreniyorsun sadece. Karşıdaki Adam: Ne…