Genel

11 Ağu: Günden Kalanlar.31

• Dün Levent aradı. “Bir sorun mu var, Fil Uçuşu’nda niye yeni yazı yok?” dedi. Dostumun hem Fil Uçuşu’nu bu kadar düzenli takip etmesi hem de oradan yola çıkarak meraklanması hoşuma gitti açıkçası. (Aslında benim de ona çıkışmam gerekirdi, kendi bloglarının düzensiz güncellemeleri konusunda. Neyse, yeni bir blog açıyormuş, takibe alacağız elbette.) Evet, uzunca bir süredir Fil Uçuşu’na yeni bir yazı girişi yapmadım. Aslında yine de yapmayacaktım ama Levent’in sözlü saldırılarına maruz kalmak istemem. Üstelik dün twitter’da birkaç kişi, sabırla…

Yekta-Kopan-_Bir-de-BaktC4B1m-Yoksun_MC4B1sC4B1r_ArapC3A7a_C396S

11 Ağu: “Bir de Baktım Yoksun” Arapçada!

İnsan yazdığı bir metni ya da bir kitabını başka bir dilde görünce bir an yabancılaşıyor. Hele bir de harflerini bile tanımadığı bir dilde görünce iyice garip oluyor durum. Garip ama sevindirici. Bir süredir beklediğim bir haberdi. Sonunda Nermin Mollaoğlu kitapları getirdi. “Bir de Baktım Yoksun” Maikel Samuel ve Yusuf Doğan’ın ortak çevirisiyle ETRAC Yayınevi tarafından, Mısır’da yayımlandı. Ön kapak yukarıda, arka kapak da aşağıda. Yakın zamanda “Bir de Baktım Yoksun” ile ilgili başka güzel haberler de olacak.

FICC87L-UCCCA7USCCA7U28kalem29

28 Tem: Dostunuz hangi kaleme benziyor?

En eski dostlar, o çocukluktan ya da okul sıralarından geçen yıllara karşın yanımızda kalmış olanlar kurşunkalem gibiler. Arada bir kütleşse de uçları, biraz sohbet kalemtıraşıyla yeniden canlanıyor her şey. Biraz bastırmaya gelmiyor hassas uçları, kırılıveriyor. Neyse ki, yine eskilerden kalma bir kutuda kalemtıraş da hazır, unutulmak istenen anları silmek için silgi de. Sayısız kalem geliyor gidiyor, ama onlar yıllara, kemirilmeye karşı koyuyor. Hayatımıza yazdıkları, yıllar içinde biraz silikleşiyor belki. Ama kağıtlar sararsa da, yazılar uçuşsa da en güzel yerinden okunuyor…

onat_kutlar

28 Tem: Sözlük.29

İ İSHAK: “Bir anlam piresi gibidir İshak. Uzak yerlere atlar.” Karın üstünde ay’ın doğduğu bir gecede, yıkıntıdaki iki tümseğin üzerine çöken iki gölgenin, İshak kuşunun aralarına katılmasıyla çoğalması ve eksilmesi -türlü hayvanın varlığını hissettirdiği satırlarda- insanlığı, varoluşu sorgulatır adeta. Köpek sesleri gelir, ördek avlanacağı yanılgısı dolaşır sözlerde, gizemli bir baykuş masalı vardır, bahar esintileri sessiz tilkiler gibi geçer otlardan, korkunç çekirge sürülerinin talanları korkutur, alışkanlıklarının alçak duvarları arasında tahtakuruları gibi yaşayan insanlar vardır… Birine huzur veren diğerini sadece rahatsız eder;…

27 Tem: Stanley Kubrick: Bir kusursuzluk düşkünü…

Stanley Kubrick, 26 Temmuz 1928 doğumlu. Yani yaşasaydı 83 yaşında olacaktı. Eminim, hâlâ üreten, hâlâ kusursuzun peşinde koşan bir yönetmen olarak… Sanatçının kişisel görünürlüğünün ötesinde bir alanı arayan ve koruyan o çok özel isimlerden biri olarak… Kısa filmlerini saymazsak 46 yılda sadece 13 film çekerek, sanatsal üretimin rakamlarla, ödüllerle, reklamla, görünürlükle, imzaya tapınmayla ölçülemeyeceğni gösteren bir usta olarak… Fil Uçuşu, Leonardo Copperfield imzalı bu kısa video ile, 7 Mart 1999’da bu dünyadan ayrılan yönetmene saygılarını sunar!

27 Tem: Kedileri sever misiniz?

“Hayvanları, özellikle de kedileri sevmeyen bir insan tümüyle sevgisizdir, insanları da sevemez.” Kedi tutukunlarının sıklıkla tekrar ettiği bir sözdür bu. Hatta geçenlerde tanık olduğum bir kedi sevmek-kedi sevmemek tartışmasının da merkezindeydi. Onlar tartışırken ben gurultular çıkararak çayımı içiyordum. Ben kedileri çok severim. Bu nedenle sevmeyenleri daha iyi anlamaya çalışıyorum. Geçenlerde Giovanni Scognamillo ile konuşurken “Sizi ne korkutur?” diye sordum. “Sadece kediler,” dedi. Basit bir çekingenlikten değil, düpedüz korkudan söz ediyor üstad. Şöyle basit bir internet araştırması yapınca karşıma çıkan bilgiyi…

IMG_1173

26 Tem: Günden Kalanlar.30

• Ege’nin rüzgârıyla savrulduğum bir tatil. Kısa ama güzel. Bir yel değirmeni huzuruyla dönüp durdum bir karaya, bir denize doğru. • Tatil dönüşü “Cumartesi” yayını için son hazırlıkları yaparken öğrendik haberi; Amy Winehouse evinde ölü bulundu. Cumartesi ekibinden Emrah, Burcu, Sertan ve ben masadaydık. Öyle kalakaldık bir süre. Ne yapacağımızı bilemedik. Toparlanır toparlanmaz program akışında bir değişiklik yaptık. O bir saatlik süre nasıl geçti bilmiyorum ama sonuçta Amy için özel bir bölüm yapmayı başardık. Tuğrul Eryılmaz stüdyoda, Cem Yegül telefon…

fotoC49Fraf

21 Tem: Dostum Giovanni!

Gece denize girmek. Ay ışığından başka ışık kaynağının olmadığı, ilk adımların bilinmeze atılacağı bir an. Soğuk mudur su? Belki. Geceleri ortaya çıkan tehlikeli deniz canlıları var mıdır? Belki. İnsan rotasını şaşırır mı? Belki. Belki de olmaz hiçbiri. O gece buluşması, insanı yepyeni düşüncelere, ufuklara taşır. Öyle bir zevktir ki o, tan vaktine kadar çıkmak istemez insan denizden. Her kulaç yeni bir kapı açar zihinde. Gece, deniz ve insan buluşmuştur artık. Giovanni Scognamilo ile buluşmak da böyleydi benim için. Bir akşam vakti,…

21 Tem: Yorumlar, el fenerleri…

Bir süredir Fil Uçuşu’na gelen yorumları tekrar okuyor, yazıları o yorumların üstünden yeniden düşünmeye çalışıyorum. Daha önce de yazmıştım; blog mantığını özel kılan dinamiklerden biri de, okur-yazar arasındaki “anında iletişim”. Bu iletişimin iki yönlü olabilmesi, gelen yorumların kimini cevaplayabilmemle mümkün, biliyorum. Yazının altındaki o yorum alanını, ikinci bir blog gibi görmeli ve oradaki düşünce akışına kapılıp gitmeli bazen. Kimi okurlar, sürekli yorumcu diyebilirim. Neredeyse bütün yorumlarında aynı dili tutturanlar da var, daha imzayı görmeden tanıyabiliyorsunuz. “Sözlük” gibi özel başlıkların yorumcuları…