Genel

jehan-barbur-hayat-2010-albumu-dinle

12 Kas: Günden Kalanlar.04

• Güne Jehan Barbur’un “Hayat” albümünü dinleyerek başladım. Güne noktayı da Melis Danişmend’in “daha az renk” albümünü dinleyerek koyacağım. Melis, Gece Gündüz’ün canlı yayın konuğuydu. Programa girmeden uzun uzun konuşma fırsatımız oldu. Sohbet iyi geldi. (Soyadını yanlış telaffuz edermişim bunca zamandır. Yayın sırasında doğrusunu söyledi, “a” harfinin uzatılması gerekiyor.) Her iki isim de, hem Jehan hem de Melis, kendi şarkılarını yazan, hikâye anlatıcıları. Jehan’ın içe dönük anlatımına karşın Melis öfkeden ve gerilimden besleniyor. Her iki albümü de daha derinlemesine dinlemeli….

Albert-Camus-remains

11 Kas: Günden Kalanlar.03

• Garip bir şekilde mercimek köftesi isteyerek uyandım. Büyük bir düşkünlüğüm yoktur ama bulduğumda da kaçırmam. (Gün bitti, mercimek köftesi yiyemedim.) • Yalçın Tosun ve Kerem Işık yıl içinde okuyup sevdiğim iki öykücü. Her ikisinin de kitapları YKY’den çıktı; yayınevindeki Murat Yalçın varlığı kendini belli ediyor. Kitap-lık dergisinin Ekim 2010 tarihli 142.sayısında birer öyküleri var. Yalçın Tosun’dan “Bir Bavul İçin Noktürn (Hiç Çekilmeyecek Bir Fil)” ve Kerem Işık’tan “Ve Diyor ki”. Yalçın Tosun’un cümle kuruşunu ve dilini seviyorum. Kerem Işık…

image003

09 Kas: Tanrı Beni Görüyor mu?

Murat Gülsoy’dan bir öykü kitabı: Zihnin yangın yerinden kurtarılmış parçalar! Bu kitaptaki bütün öykülerin yazılış süreçlerini biliyorum, dolayısıyla benim için ayrı bir anlamı var bu bütünün. Belki bu nedenle kimilerine “taraflı” gelecektir yapacağım yorumlar. Doğrudur. Taraflıyım; iyi edebiyatın tarafındayım. Murat Gülsoy, Bu An’ı Daha Önce Yaşamıştım adıyla yayımladığı öykü kitabında yer alan on öyküyü gözden geçirerek yeniden yazdı. Ama Tanrı Beni Görüyor mu? bütününü oluştururken bununla sınırlı kalmadı, dokuz yeni öykü ekledi. Üstelik bu öykülerin içinde desenleri Sercan Şengün tarafından…

altyazi-logo

09 Kas: Günden Kalanlar.02

• “Anayurt Oteli”nin son bölümünü tekrar tekrar okuyorum. Pazar sabahı bölümünü. Romandaki 28 meselesi üstüne düşünmek hoşuma gidiyor. • Yusuf Atılgan’ın çevirdiği Toplumda Sanat’ı o zamanların “Sanat Olayı” dergisi fasikül fasikül vermişti. Ben de biriktirmiş, sonra da Ankara’da Kolej’in oralarda bir ciltçide ciltletmiştim. Bir süredir evin altını üstüne getirmeme rağmen bulamadım. Aramaya devam etmeli. • Nabokov’un “Saydam Şeyler”i zihnimi açmaya devam ediyor. Gözlemlenebilir nesnelerin değişen dünyasına inanılmaz bir cesaretle, balıklama atlayış. Dün gece bir çekmeceden fırlayan kurşun kalemin tarihine yoğunlaştığı…

08 Kas: Sözlük.14

S SİNEKLER: “Bunun bu kadar korkunç bir şey olabileceğini önceden tahmin edememiştim” diye başlar öyküsüne Orhan Duru. Ben-anlatıcının başı sineklerle fena halde derttedir. Hem de ne dert! Savaşmayı, iradesiyle çektiği acılara sonuna kadar dayanmayı, hatta üstlerine “Hekzachlorciclohexan ihtiva eden” bir ilaç sıkarak toptan yok etmeyi denese de başarılı olamaz. Sanki sineklerle insanlar arasındaki bitmek bilmez savaş bir evde, bir kişinin yaşam alanında geçmektedir. Sinekler evi ve bedeni istila ettikçe insanlık tarihinin kaçınılmaz yenilgisi okura göz kırpar. Ama anlatıcı pes etmemeye…

nocturnes-ishiguro

07 Kas: Günden Kalanlar.01

• Bir blog neye yarar? Bir insan neden blog tutar? Sorular çok. Fil Uçuşu’na bu soruların değişken cevaplarına takılmadan merhaba dedim. “Okuduklarım, izlediklerim, dinlediklerim, aklıma takılanlar” dedim ve başladım yazmaya. Geçenlerde (metroda giderken) Fil Uçuşu’nun içinde bir günlük tutma fikri düştü aklıma. Tedirgin oldum. Çünkü günlük tutmayı sevmem. Tutacak olsam da alırım bir defter, sarılırım kaleme ve bana ait-gizli bir günlüğün peşine düşerim. Epey düşündüm, kendimle mücadele ettim. Günlük tutmayı sevmeyen, yazarken okuru düşünmediğinden dem vuran biri için saçma bir…

DSCN0252

04 Kas: Arnon Grunberg ile sohbet…

Asmalımescit’in gece hareketliğinde sohbet ediyoruz Arnon Grunberg’le. Öncelikli konumuz “Tirza”. Hofmeester karakterinin ortaya çıkış sürecinden parti sahnesine konuşacak çok şey var romanla ilgili. Yorumlarımı ilgiyle dinliyor. “Tirza”nın tiyatro ve sinema uyarlamaları konusundaki düşüncesini merak ediyorum. Tiyatro uyarlaması için “Fena değildi,” diyor. YouTube’dan izlediğim bölümlerin üstünden sevmediğim noktalarla ilgili bir değerlendirme yapıyorum, çünkü başrol oyuncusunun Hofmeester’i gereğinden fazla komediye kayan bir çizgide yorumladığını düşünüyorum. Gülümsüyor. Yorumuma katıldığını belli eden bir gülüş bu. Hemen toparlanıp “Oynayan oyuncunun adı Kees Hulst ve çok…

30 Eki: Kişisel bir not…

2010 Milliyet Haldun Taner Öykü Ödülü’nün “Bir de Baktım Yoksun” adlı kitabıma verildiği haberini, Antalya’da bir otel odasında aldım. Mutluluğumu, ruhumun soğukkanlı ve sakin yarısıyla paylaştım. Sonra sessizliğe sığındım. Ödül töreninde yapacağım konuşmayı önceden hazırlamadım. Dedim ki “Çık oraya ve o anda aklına gelen bir kelimenin, onun yarattığı duygunun peşine düş!” Ancak o kadar heyecanlıydım ki, ödülün verilme anına kadar peşinden gidebileceğim bir tek kelime gelmedi aklıma. Sonunda, tam ödülü elime aldığım ve bir konuşma yapmam gerektiği anda defterime yazdığım…

30 Eki: Çalıştığım yerden gelen sorular!

“Bir de Baktım Yoksun” adlı kitabımın tümüyle baba-oğul meselesi üstünden değerlendirilmesi tuhaf olsa da anlaşılır bir şey. Kitaptaki bütün öyküler bu konu üstünde yoğunlaşmıyor ama net bir bilgi var; kitap yayınlandıktan sonra verdiğim söyleşilerde bu kitabın yazılma sürecini, kendi babamı kaybedişimi tüm samimiyetimle paylaşmaya çalıştım. Paylaşarak acımı hafifletmek ve ölümü anlayabilmek istedim belki de, neyse… Ama sonunda okura -ve gazetecilere- en çok istedikleri şeyi vermiş oldum; “kitabın içinde gerçeklik var.” Oysa hep söylediğim gibi, gerçek dünyanın kurmaca dünyaya transfer edildiği bir alanda…

30 Eki: Ölümle alay etmeyi öğrenmek gerek!

“Bir de Baktım Yoksun” adlı kitabımın 2010 Haldun Taner Öykü Ödülü’ne değer görülmesinden sonra, Hürriyet gazetesinden Ezgi Atabilen ile kısa bir söyleşi yaptık. Her ödüllü yazar, almış olduğu ödülün kendisine sorumluluk yüklediğini söyler. “Bir De Baktım Yoksun” adlı kitabınızla Yunus Nadi ve Haldun Taner Öykü Ödülleri’ne layık görülmeniz bu sorumluluğu yerine getirdiğinizi gösterir mi? Edebiyata ve okura karşı bir sorumluluk duygusundan söz edilir ama ben sorumluluktan çok okurla paylaşılan ortak bir mutluluk duygusunun altını çizmek isterim. Kitap yayınlandığı anda o…