Caz meraklılarının arşivlerinde bulundurmaları gereken, kaçırılmayacak üç albüm önereceğim. Cazla yatıp cazla kalkan bir İtalyan arkadaşım, Türkiye’den üç albüm önerisini duyunca temkinli yaklaştı, arkadaş da olsanız önyargıları aşmak zor oluyor. Ama dinledikten sonra bu üç albümün de, deyim yerindeyse “hastası” oldu. Hastalığın tedavisi belli, durmadan dinlemek. 1. Önder Focan 6tet / 36mm Biometric 2. Volkan Hürsever – Burçin Büke – Volkan Öktem / Hediye 3. İmer Demirer / You, Me & Char
Genel
Hepsiyle tanışıyorum. Arada bir oturup sinema konuşuyoruz, bir sahneyi, bir karakteri anlatırken heyecanlanıyoruz. Olmayan sektörün bitmeyen sorunlarından da söz ediyoruz. Bazıları yakın arkadaşım. Konuşacak başka şeyler de var, hayat, gündelik sorunlar… Ama hepsiyle ortak konumuz yaşadığımız dünya, bu dünyada başka bir algının mümkünlüğüne olan inancımız, bu coğrafya, bu insanlar… “Yeni Sinema Hareketi”ndeki dostlarımdan söz ediyorum. Onlar, sadece sinema konusunda değil, bu ülkenin düşünen, aydın insanları olarak “konuşmaları” gereken her konuda sözlerini esirgemiyorlar. Son olarak “Silahlar Sussun, İnsanlar Konuşsun” dediler. YENİ…
Z ZERRİN: Öykümüzün en çekici dişi karakterlerindendir. Her ne kadar sonunda günahının meyvelerini penceresi delik bir komşu kömürlüğüne bırakmak zorunda kalsa da, öykü boyunca bakışlarıyla, yürüyüşüyle, kendini sevdirme konusundaki maharetiyle anlatıcıya kadınlık cilvesini gösterir: “Cesur değilsiniz, işte apaçık görünüyor ki beni istiyorsunuz, beni pek güzel buluyorsunuz. Elleriniz beni okşamak, sarı tüylerimin üzerinden geçmek, o kadar güzel vaziyetler alan, bükülüp kıvranan vücuduma dokunmak, ellerimi tutmak, başımı avuçlarının arasında sıkmak ihtiyacı var.” İşin ilginci böylesine çekici bir tablonun öznesi olan Zerrin sarı…
Kültür dünyamız en önemli aydınlarından, en aydınlık yüzlerinden birini kaybetti. Eleştirel düşünce ağacının önemli köklerinden biri yok artık. Bir süredir hastaydı ama yine de konduramıyorduk ona ölümü. Geçen yaz, Zeynep’le Çapa’nın bahçesinde çay içip durumunu konuşurken, aklımıza hiç kötü şeyleri getirmemiştik. İyileşsin de bir yemeğe çıkalım diyorduk sadece, anlatacaklarımız birikmişti ne de olsa. Hastalığı süresince yaşananlarla nasıl da tatlı dalgasını geçecekti, gülüşecektik. Neyse ki o yemeğe çıktık, yine çınlattık kadehleri. Hatta tedavi sonrasında birlikte çalışmaya da devam ettik. Liselerarası bir…
Bu fotoğraf 12 yaşında bir çocuğa ait. Koray Kaya. Koray’ın başka hiçbir fotoğrafı olmayacak. Koray 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli‘nde yanarak, yakılarak, boğularak, acı çekerek, ne olduğunu anlamayarak öldü. Öldürüldü. Yemek yemeyi ve bisiklete binmeyi severmiş Koray. “Az ye yoksa kızlar seni beğenmez,” derlermiş ablaları, ağabeyleri. Koray’ın kızlarla fotoğrafları olmayacak. Yaşasaydı, öldürülmeseydi 29 yaşında olacaktı bugün. Belki de çocuklarıyla çektirdiği bir fotoğrafı evinin başköşesine koyacaktı. Olmayacak. Koray’ın başka hiçbir fotoğrafı olmayacak. Koray’ın son fotoğrafı bu. Orada alevlerin arasında, Madımak…
S SÜSLEN BERBERİ: Boşnak Muharrem Usta’nın berber dükkânı cicili bicili kolonya şişeleriyle, sapsarı bir otomobilden el sallayan çıplak kız tablosuyla, gürültüyle yanan sac sobasıyla, takvimin üstünde duran guguklu saatiyle ve tabii ki müdavimleriyle öykümüzün en sıcak berber dükkânlarındandır. Vatman Mustafa, sıhhiye Halil, demiryolu emeklisi Şefkati Bey, fotoğrafçı Rüstem, kalfa Mahmut, çırak Süleyman ve öykü anlatıcısı çırak Recep’in varlığıyla yaşayan mekânın kaderi Muharrem Usta’nın ölümüyle değişecektir. Zaten artık ne Süslen Berberi var, ne de semt insanları ve havasıyla dolu berber dükkanları….
Her ne kadar Türkiye’deki futbol algısı ve sergisi uzun zamandır meşin yuvarlaktan soğutmuş olsa da, konu Dünya Kupası olunca mesafeli durmadım; elimden geldiğince daldım konuya. 1974’ü şöyle böyle hatırlıyorum; Almanya’daki kupanın neşeli müziğini, amblemini ve özellikle Cruyff’u unutmak zaten mümkün değil. Beckenbauer ve Müller de harikaydı ama o zamanlar mahalle maçlarında “Ben Cruyff olucam,” demek daha havalıydı. Yine de benim için kadroların ezberlendiği, maçların ağzı açık seyredildiği, finalin heyecanla beklendiği kupa 1978’de Arjantin’de düzenlenen kupadır. O zamanlar süper yıldız Maradona…
Sahaf bir edebiyat dergisi. Yazarlarını (şimdilik) tanımıyorsunuz. Çünkü hepsi Reha Alemdaroğlu Anadolu Lisesi öğrencileri. (Editör yazısını saymazsak, son sayısında matematik öğretmenlerinin de bir yazıyla katkısı olmuş.) Son olarak Mayıs-Haziran 2010 tarihli sayısı yayınlanmış durumda. Öykü, şiir, eleştiri, deneme, inceleme ve hatta söyleşilerle dolu 24 sayfalık, saman kağıda basılmış ve Ankara’daki birkaç kitapçıda (Dost, İmge, Turhan) bulabileceğiniz bir dergi. Peki lise öğrencilerinin çıkardığı bir edebiyat dergisinden neden söz ediyorum? Aslında cevap çok basit: “Gençlik kendisi bir yetenektir, çabucak yitip giden bir…
K KARGA HEYKELİ: Siyah mermer kaidesinin üstündeki porselen karga heykeli, hep düşünen, ne düşündüğünü kimseye söylemeyen Karga Vahit’in barındaki üç önemli şeyden biridir. Diğer ikisi: merkezinde karga başı bulunan, akreple yelkovanı gaga biçimindeki saat ve içki. Yalnızlık, kısıtlanmış zaman, tutku… Yalnızdır Sefilcik; tek dostu Karga Vahit’in barındadır. Zamanı kısıtlıdır; karısına yakalanmadan, tek dostuyla olan buluşmasının tadını çıkarmalıdır. Tutkundur; duyduğu “Gaak!” sesini hemen kendi diline çevirir; “Bir elli gram daha içebilirsin.” Votka, ellişer gram yuvarlanır boğazdan, zaman durur, uçaklar, kuşlar,…
Mayıs ayıyla birlikte Ubor Metenga buluşmalarının da sonuna gelmiş olduk. Aslında buna son değil, “sezon finali” demek daha doğru olacak galiba. Çünkü gönlümüz bu öykü çözümleme buluşmalarını sonbaharda da sürdürmekten yana. Can Yayınları ve İKSV Salon, bu oturumların katılımcılar açısından mükemmel geçmesi için elinden geleni yaptı. Yine de, rezervasyonların ilk günden dolması nedeniyle, yer bulmakta zorlanan edebiyatseverler oldu. Ayrıca İstanbul dışında yaşayan okurlar da bu etkinliklere katılmak istediklerini belirten e-postalar gönderdiler. Okurun ve basının bu ilgisi, elbette Ayfer Tunç,…
