Edebiyat

YumusakMakine-K

27 Nis: Ama Sayın Willam Burroughs Yazmayın Öyle, Burası Türkiye!

Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan bir kitap, William S. Burroghs‘un “Yumuşak Makine”si soruşturmaya uğradı. Sel Yayınları da, bu yazının başlığıyle bir metin yolladı. Diyorlar ki; “Sonunda bu da oldu; yüce Türk yargısı Beat Kuşağı’nın ahlakını da yargılamaya başladı. Ocak ayında Sel Yayıncılık tarafından Süha Sertabiboğlu çevirisiyle yayınlanmaya başlayan William S. Burroughs’un “Cut-up” üçlemesinin ilk kitabı olan Yumuşak Makine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturmaya uğratıldı, davayı açmak için ise bilirkişi raporu da yine o muazzam Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’ndan alındı….

19 Nis: Biz babamızın öyküsüyüz!

Öykücü Seyit Göktepe’nin Kitap Zamanı’nda “Bir de Baktım Yoksun” için yazdığı yazı. 1. Bakmak, gözün işidir. Görmek, kalbin. Biliriz: Hep oradadır. Sevdiğimiz, özlediğimiz kim varsa oradadır. Duyarız onları. Yanımızda olmasalar da duyarız. İçimizde uyanan bütün duyguların kaynağı onlardır. Bazen seslerini işitir gibi oluruz. Bazen bir iç hesaplaşma onlarla birlikte başlar. Bazen derin bir sessizliktir, sürer gider aramızda. Sonra durup bakarız. Dönüp bakarız. Bir güvercin, şuradan şuraya uçar gibi. Ve sanki kendi canımızdan can gitmiş gibi anlarız: O, yoktur artık. Onlar…

gece-ana-onkapak

15 Nis: Alles Kaput!

Kurt Vonnegut, 1961 tarihli romanında, savaş suçunu bireylerin üstünden alıp bütün insanlığın defterine yazıyor. Büyük suça doğrudan ortağız. Tarihi onunla yazdık, zevk salyaları akıttık, istatistiki bilgiye çevirdik, bir savaşı canlı yayında izledik, suçluyuz. Kendimizi kandıracağımız, kaçmayı başarabileceğimiz, aklayacağımız bir yönü yok bunun. O sonu gelmez vahşet senfonisinde her birimizin kulak yırtan bir solosu var. İnsanlık dediğimiz bütünün içinde, gırtlağımızın en dibinden çıkan karanlık seslerle kükredik. Her an daha da parçalanmalı vicdanımız; eğer hala bir vicdanı varsa insanlığın. Savaşlarda ölenlerin bir…

plath

04 Nis: Daktilo Sesi

Çocukluğum dedemin ve babamın daktilo tıkırtılarını dinleyerek geçti. Dedemin “A” klavye daktilosu biraz daha yasaklı bölgeydi. Babamın “F” klavyesine dokunma iznini koparttığım zamanı gayet iyi hatırlıyorum. Rulonun tıkırtısı, şaryonun dibe dayanışında çıkan zil sesi, tuşların sayfaya çat çat vuruşu… Şerit takarken boyanan eller, iki renkli şerit kullanınca büyük harflerde kalan kırmızı lekeler. İyi basmayan harflerin ayrı bir şiddet gerektirmesi. O şiddetin, kullanmama izin verilen pelürlerde açtığı delikler. Şerit eskidikçe karbon kopyaların silikleşmesi. Özlemişim. Geçmişe özlem duymak gibi bir his değil…

yucel

28 Mar: Yücel Balku’ya bir pulsuz mektup!

Aklımda Yücel Balku var iki gündür. Yaş aldıkça hayattan, zamansız giden dostların hayali varlığına sığınıyor insan. Murat Gülsoy’la, Yücel’i konuşuyoruz sık sık; yakında yeniden yayımlanacak “Tayfanın Seyir Defteri”nin heyecanıyla avunuyoruz. O kitap için Murat’la birlikte kaleme aldığımız mektubu paylaşmak istiyorum bugün de… Ah be Yücel, erken yarım bıraktın bizi… Yücel Balku’ya bir pulsuz mektup Sevgili Yücel; Son görüşmemizin üstünden bir yıl geçmiş. Takvimlere bakmasak anlayamayacağız, günler, aylar, yıllar hangi arada işlerini bitirip, tarihin sayfalarına karışıyorlar. Hem zaten işi ne ki…

179188_2

28 Mar: Yücel Balku’ya selam olsun!

Yücel, aramızdan ayrılalı ne kadar çok olmuş. Soğuk, kasvetli, beter bir aralık gününde gelmişti acı haber. Yıl 2003. Hayalet Gemi’nin yazısıyla, yüreğiyle, cüssesiyle dev tayfası yok artık, diye bir haber. Olur mu öyle şey? Oldu. Bursa’ya ağu yağan bir sabahta son yolculuğuna uğurladık dostumuzu. Geçen ay Bursa’da aileyle birlikteydim. Semra Balku bir yanımda, Yücel’in “fotoğrafın çeyrekleri” dediği kızları Eylül ve Şeyda diğer yanımda, lafladık uzun uzun. Yücel’in vedasının ardından, bir yüce gönüllükle “Tayfanın Seyir Defteri: Bitmemiş Külliyat”ı yayımlayan Zeynep Çağlıyor,…

bukita

27 Mar: Sözlük.25

B BELLEK: Yaşananları, öğrenilen konuları, bunların geçmişle ilişkisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü, dağarcık, akıl, hafıza, zihin… Bellek için bunları yazıyor sözlük. Alt başlıklar da var; bellek karışıklığı, bellek kaybı, bellek yitimi… Alt başlıkların olumsuz fısıltıları düşündürücü… “Farkındalık” demek belki de en doğrusu olacak; çok daha geniş bir alanı kucaklıyor sanki… Hele de farkında olan kurmaca metnin ta kendisi ise… İşte o zaman, gerçekliği, gerçekliğin yeniden kurgulanışını, hikâye edilişini, aktarılmasını, ‘yapılmasını-bozulmasını’ anlatıyor sanki… Sözler bilince doğru uzuyor… Peki, gerçekten de…

birhan-keskin

21 Mar: Soğuk Kazı

2011 Metin Altıok Şiir Ödülü, Birhan Keskin’in! Az önce, Metin Altıok Şiir Ödülü’nün Birhan Keskin’e verildiğini öğrendim. Yürek zıplatan bir sevinç bu. Aynı cümle içinde iki zirve. Metin Altıok’tan Birhan Keskin’e bir dil çizgisi. Dil’i yürekten söküp açık havaya çıkaran bir şairden, yüreği dil’den bir hırkayla yeniden giydiren şaire el feneri selamı. İnsan olmanın bütün hayvanlığını yazdığı/yaptığı şiirde sorgulamaktan korkmayan, gözüpek bir şiir fotoğrafçısı Birhan Keskin. Öyle bir odak ayarı çekiyor ki deklanşöre basmadan, kareyi gören donup kalıyor. Okurunun nabzına…

20 Mar: Borges’in Düşler’i

Pazar gününü Borges’le geçirmek istedim. Yaşadığı evi, yürüdüğü yolları, hüzünlü mezartaşını izledim. Elbette kendisini de… Kısa bir Borges buluşmasına, Celâl Üster‘in çevirisiyle “Düşler” eşlik etsin. Bedenim istediği kadar Luzern’de, Colorado’da ya da Kahire’de olsun, sabahleyin uyanıp bir kez daha Borges olma alışkanlığımı takındığımda, hiç şaşmaz, Buenos Aires’te geçen bir düşten çıkmışımdır. Düşümde gördüklerim, isterse sıradağlar, sırıkların üstüne kurulmuş kulübelerin yükseldiği bataklıklar, mahzenlere inen sarmal merdivenler, her bir taneciğini saymak zorunda kaldığım kum tepecikleri olsun, hepsi de Buenos Aires’te, Palermo ya…

oscar-nasil-wilde-oldu-_93782

14 Mar: Oscar Nasıl Wilde Oldu?

“Paper back” yani “kağıt ciltli kitap” fikrinin ilk olarak Charles Dickens’tan çıktığını biliyor muydunuz? Ya da Mark Twain’in kaderinin Şili’ye koka ticaretine giderken bindiği nehir gemisinde değiştiğini? Peki Edgar Allan Poe’nun son günü, bütün hayatını özetleyecek kadar hüzünle mi doluydu? D.H.Lawrence’ın hayatı boyunca yapmak istediğinin “Uyuyan Güzel” masalını çağdaş yaşama aktarmak olduğunu kaç kişi biliyor? Büyük edebiyatçıların yaşamları hakkında pek çok kitap yazılmıştır bugüne kadar. Kimileri bir gizli sandığı açma, deyim yerindeyse kirli çarşafları ortaya sermek amacındadır. Kimileri, o yazarın…