Genel

26 May: Kadına Kadın Diyememek

     Bir de bu ‘bayan’ kelimesi var. Cumhuriyet ideolojisinin dilde karşılığını bulmaya çalıştığı dönemlerde yerleştirilmeye çalışılmış ‘bay-bayan’ ikilisinin, bir garip uzantısı. ‘Bay-bayan’, Fransızcadaki ‘madam-mösyö’ ikilisine benzer bir kullanım amaçlanarak, büyük bir olasılıkla serbest çağrışım yoluyla dile iliştirilmiş olsa gerek. Reis ya da ulu kişi anlamına gelen ‘bég’ Orhun Yazıtlarında geçiyor. Oradan ‘bay’a, oradan da nasıl bir yapım ekiyle dişilleştirildiği anlaşılamasa da ‘bayan’a ulaşılıyor. Ama formül pek işlemiyor; insanlar birbirlerine Bay Falanca ya da Bayan Filanca diye hitap etmiyorlar. Resmi dilde…

23 May: Sözlük.01

    A ARTIK HİÇ ÜZÜLMEYİN SOKAĞI: Kimsesiz bir Ankara gecesinde, yıllardır arandığı halde, beklenmedik bir an’da rastlanan sokaktır. Anlatıcının belleğinin koridorlarını darmadağın eden, Rio de Janerio’nun çığlığıyla, Frankfurt Radyo Kulesi’nin bir ok oluşuyla, New York’un kırık parçalarını sergilemesiyle, dünyanın dört bucağından gelen onlarca imgenin savrulmasıyla kararan bir gecede son duraktır Artık Hiç Üzülmeyin Sokağı. Öykünün sonunda, anlatıcı sokağın kaldırımına yığıldığında, kırık bir teleferik avucundan dışarıya yuvarlanır. Bu kadar duyguyu taşımaya hangi teleferiğin gücü yetebilir ki? Artık hiç üzülmeyin diyen bir…

oates

21 May: Joyce Carol Oates: Güzel Bir Kız

“Masumca başlamıştı. Katya Spivak on altı, Marcus Kidder altmış sekiz yaşındayken.” Bu kısa ama vurucu giriş ile başlıyor Joyce Carol Oates’in son romanı “Güzel Bir Kız”. Daha birinci bölümde iki kahramanımızın karşılaşması ile tersine okunacak bir şimdiki-zaman Lolita’sı ile karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. Merkez karakterimiz (ve anlatıcı kameranın, kadrajından asla çıkarmadığı) Katya Spivak, on altı yaşında, lüks bir sayfiye bölgesi olan Bayhead Harbor’da, “sonradan görme” bir ailenin iki çocuğuna dadılık yapan, New Jersey-Vineland’den gelme bir kız. (İnsan düşünmeden edemiyor: Oates,…

20 May: Polisiye Yazamamak

   Değerli okurlar; Uzun süredir üstünde çalıştığım polisiye romanı ne yazık ki tamamlayamadım. Öncelikle bu kitabın beklentisi içine girmiş okurlardan özür dilerim. Ayrıca bir özür de, durmadan kitabımın gelip gelmediğin soran okurların yoğun baskısından rahatsız olan kitabevi sahibi dostlarıma. Bekletip bekletip, sonra da yazamadım demek yakışıksız bir davranış biliyorum ama samimiyetime güveniniz ki, haklı nedenlerim vardı. Her şeyden önce, polisiye-sever kesimin pek merak etmediği, ancak bir diğer kesimin diğer kitapçı dostlarıma sormaktan bıkmadığı öykü kitabımla uğraşıyordum. Ama polisiyemin yazılamama nedeni…

yusuf

17 May: Görsel Hafıza Oluşturmak

Basit bir merakla imgelerin peşine düşüyorum. Önce kütüphanemde bir tarama yapıyorum. Ardından Google’a başvuruyorum. Yusuf Atılgan’ın fotoğraflarını arıyorum. On taneyi bulmuyor ulaşabildiklerim. Çoğu YKY tarafından basılan kitaplarının kapağında kullanılmış fotoğraflar. Çoğu aynı yıllarda, 70’lerin ikinci yarısından sonra çekilmiş fotoğraflar. Okuduğum her eseriyle beni sarsmayı başarmış bir yazarın, bu kadar az fotoğrafını biliyor olmamıza şaşıyorum. Yazarın görünürlüğü ve yazar imgesinin kitapların önüne geçmesi sıkıntılı bir konu. Yusuf Atılgan’ın fotoğraflarını ararken yine aynı konuyu düşünüyorum. Atılgan’ın (ya da fotoğraf ile arası iyi…

goldfish

16 May: Rüyalarda Yerçekimine Ne Olur?

1. “Sonsuzluk yolunda nasıl böylesine kolayca ilerlediğine hayret eden birisi vardı; gerçekte hızla bayır aşağı yuvarlanıyordu,” diyor Kafka. Yatağımdan sadece vücudumu ayırabildiğim şu anda, bundan başka bir şey düşünemiyorum. Dün akşam göğüslerinde sonsuz huzuru bulacağımı sandığım bu kızın adı neydi? Kendimi bir kez daha aldatabilmiş olmanın verdiği gururla merhaba diyorum güne. Coşkuyla aldat, aldatmadaki gurur yok sevgide. İçedönüşün öyküsü. Yağmur, sokakları ıslattıkça yerinde durmak istemeyen bir taş olduğumu anlıyorum. Sigara dumanı, yağmurun yoğunluğunda göğe doğru yol almak için kaçış noktaları…

arkadas

13 May: Arkadaş: “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası”

Arkadaş Z. Özger’le 1983 yazında, Ankara’da, çok sevdiğim dostum Yasemin Erkan’ın verdiği fotokopi dosya sayesinde tanıştım. 1974 yılında yayımlanmış “Şiirler”in fotokopileri. O yaz boyunca, özellikle İkinci Yeni izlerinin rahatlıkla görülebildiği ilk dönem şiirlerini, bu şiirlerdeki ironiyi sıklıkla konuştuğumuzu hatırlıyorum. Sanki çok yakın bir tanıdığımız, dostluğumuzun bir parçasıymış gibi adıyla anardık onu, Arkadaş derdik. Adının kendinden şiirli hali, daha sıcak bir bağ kurardı aramızda, o bizim arkadaşımızdı. Hemen ertesi yıl, 1984’ün Nisan’ında şiirler “Sevdadır” adıyla kitaplaştırıldı. Mayıs Yayınları’nın bu kitabını 16…

bir-sanattir-ogle-uykusu-632568

11 May: Öğle uykusunu seviyor musunuz?

Öğle uykusuyla ilgili çeşitli efsaneler dinlemişizdir. Kimi büyük yöneticilerin, politikacıların her öğlen yarım saat kadar uyumak için ofislerine özel bölmeler yaptırdıkları, önemli toplantılarını bu kaçama dinlenme zamanlarına göre ayarladıkları gibi. Kimi bakış açıları öğle uykusunu coğrafya ve gelenekler üstünden ele alır; Kuzey Avrupa pek istekli değilken Latin Amerika’nın olmazsa olmazıdır öğle uykusu. Bizde adı değişir; öğle uykusu, kestirme, şekerleme… Ben şekerleme denmesini pek eğlenceli (ve elbette lezzetli) bulurum. Ama daha da önemlisi, her ne kadar her gün yapamasam da, adı…

NisanfotoraflariB

04 May: 80’ler denince siz neler hatırlıyorsunuz?

    Derya Erkenci yeni bir kitap yazıyor. Bu cümle eminim, Erkenci’nin Hayalet Gemi‘deki, altzine.net’deki yazılarını ve önceki kitaplarını okuyanları heyecanlandırmıştır. 2002 tarihli “Aptalın Seyir Defteri” ve 2003 tarihli “Nişan Fotoğrafları” kitaplarını okuyanlar, onun özel dilini, detaylar üstünden bütüne götüren kurgusunu, çocukluğu-gençliği 80’lerde geçmiş bir kuşağın dünyasını yansıtış tarzını, kaleminin ucundaki kamerasını özlemişlerdir. Kalem-kamera benzetmesi boşuna değil; Sinema-TV eğitimi gören, haber kameramanlığından uzun metrajlara objektif arkasına geçen, şaşırtıcı kısa filmlere imza atan, video sanat işleriyle zihin tokatlayan bir isim Derya Erkenci….