Kitap Fuarı başladı. TÜYAP tarafından düzenlenen fuardan söz ediyorum. Hani, Beylükdüzü’nde yapıldığı için bir türlü şakayla adı anılan fuar. Bu konuya girmeyeceğim. Bu yıl fuara 5 kitaplık bir liste ile gitmeyi kafama koymuştum. İki kitap özellikle önemliydi benim için: Taksitle Ölüm (Lois-Ferdinand Celine) ve Dolambaç (Gerbrand Bakker). Bu iki kitabı ve listenin diğer üç kitabını da aldıktan sonra, duracaktım. Başka kitap almayacaktım. Kısa süre önce yeniden okumaya başladığım üç yazara gerektiğince zaman ayırabilmek için başka kitaplarla aşk yaşamayacaktım. (Evet, bir…
Genel
Kimi zaman yaşadığım dünyayla ilgili olabilir büyük korkum, kimi zaman kendimle ilgili. Tek bir meseleyi korkularımın merkezi haline getirmem. Yeri gelir iklim değişikliğine kaygılanırım, yeri gelir trafik sıkışıklığına. Kendimle ilgili kaygılarımı dinlerim zaman zaman. Benim için önemli olan, hangi korkuyla karşılaştıysam onun üstüne gidebilmek. Hesaplaşmaya çalışmak. Açıkçası benim de korkularımla hesaplaşırken ya da korku üstüne bir şeyler yazmaya çalışırken baktığım yer burasıdır. Bilinçli olmakla delilik arasındaki sınırda bir yerden konuşur Hamlet. Bu nokta önemli. Bunu bir de “Bilmek, delirmektir,” noktasından…
20 Eylül Çarşamba günü saat 18.30‘da Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık‘ın, Beyoğlu konusundaki umutlarımızı yeşerten yenilediği binasında özel bir buluşma var. Özel derken bir klişeye yenik düşmüyorum. Fil Uçuşu’nu takip edenler Levent Gönenç ve Levent Cantek ile olan dostluğumu biliyorlar. Şimdi bu iki muhteşem adamla, bu yıl yayımlanan “Muhalefet Defteri” kitapları çerçevesinde bir sohbet gerçekleştireceğiz. O kitaptan gireceğiz, günümüzde mizah ne durumda diye soluklanıp, dergilerin batma-çıkma hikayelerine kadar uzanacağız. Daha doğrusu ben soracağım, onlar anlatacak. Bildiğim kadarıyla “Loca” bölümünde yapılacak bu sohbet, binada gerçekleştirilecek ilk sohbet etkinliği. İlk’ler önemlidir, değerlidir. Gönenç, Cantek…
Karşıdaki Adam: Bayılıyorum bu şımarık gülümseyişine… Emma Peel: Böyle deyince kadınların içindeki kız çocuğunun başını okşadığınızı mı düşünüyorsunuz? “Şımarıklığını takdir edilesi ve sevimli buluyorum” diyen tüm erkeklerin en hafif deyimle şaşkın olduğunu düşünüyorum ben. Karşıdaki Adam: Gereksiz bir öfke bu. İyi bir şey demek istemiştim. Emma Peel: Deme. İyi şeyin buysa, deme. Bu rengârenk şemsiyelerin arasında gülüyorum, istediğim gibi giyiniyorum, dilediğim gibi yaşıyorum. Bu hâlime kendi sözlüğünden bir sıfat bulma. Karşıdaki Adam: Aynı dili kullanıyoruz. Senin sözlüğünün benimkinden farkı yok….
Levent Cantek ile Levent Gönenç’in ortak imzasını taşıyan “Muhalefet Defteri: Türkiye’de Mizah Dergileri ve Karikatür” YKY etiketiyle raflara çıktı. Her iki isim de eski arkadaşım. Gönenç için eski arkadaş demem hafif kaçabilir; 44 yıldır tanışıyoruz. Bu çalışmanın öncüllerinden, makalelerden, ayrı ayrı yaptıkları yayınlardan haberim vardı. Hatta makalelerin kimini okumuştum. Ama ikilinin gözden geçirip genişlettiği, birbirlerine sağlam dikişlerle tutturduğu bölümleri bir bütün olarak okuyunca iş değişiyor. Cantek ve Gönenç’in çalışması son zamanlarda okuduğum en iyi sivil tarih kaydı. Öznesi ile arasındaki…
Italo Calvino’nun Seçme Mektuplar’ı, aydın olmanın netlik ayarını yapıyor. “Yazmak her zaman faydalı bir şeydir. Yanlış şeyler yazarsan (ve tabii bunu fark edersen) o hatalardan sakınmayı öğrenirsin. Güzel şeyler yazarsan, bunlar daima güzel kalır ve onları bugün ya da beş yıl sonra yayımlaman fark etmez.” Bu satırlar Italo Calvino’nun, 19 Ocak 1947’de Marcello Venturi’ye yazdığı mektuptan. O gün için, 24 yaşındaki genç bir yazarın romantik cümleleri olarak okunabilir. Ama bugünden bakınca, 62 yıllık yaşamının tümünü inandığı değerlere adayan bir büyük…
Az önce bir arama süreci karşıma harika bir kitap çıkardı. Adnan Kurt‘un 2000 yılında altKitap tarafından yayımlanan kitabı Bir Laboratuvar Romansı. altKitap, o yıl Adnan Kurt ve Murat Gülsoy ile hayata geçirdiğimiz bir projeydi. Bir “internet üstü kitap yayıncılığı” projesi. Adnan’ın kitabı da, yayınevimizin ilk kitaplarındandı. Türkiye’de e-Kitap yayıncılığı konusunda öncü olduğunu söyleyebileceğimiz bu işte, her kitabın bir editör tarafından yayına hazırlanması ilkelerimizden sadece biriydi. Adnan’ın kitabını yayına hazırlamak da benim işim olmuştu. Aslında Murat’ın tümüyle hakim olduğu konularda metinler vardı kitapta ama içeriğe tümüyle “dışarıdan”…
a) Uzak, orasıdır b) Uzak, burasıdır. c) Uzak, sevmektir. d) Uzak, üzmektir. e) Uzak değildir. Fotoğraf: Nilgün Kara www.nilgunkara.com
Karşıdaki Adam: Neden güldüğünü öğrenebilir miyim? Emma Peel: Haline gülüyorum… Karşıdaki Adam: Ne varmış halimde? Hem artık verir misin şunları lütfen. Emma Peel: Hayır. Karşıdaki Adam: Uzatıyorsun ama… Lütfen. Önce şapkam, sonra şemsiyem. Emma Peel: Tam da buna gülüyordum işte. Öfkeli misin, yalvarıyor musun? İçinden saldırmak mı geliyor, alttan almak mı? Karmakarışık bir haldesin. Karşıdaki Adam: Bak… Ama… Emma Peel: İktidarının simgelerini kaybetmek korkunç bir şey değil mi? Bir iktidar tacı gibi taşıdığın şapkan ve yanından ayırmadığın, erkekliğini sana hatırlatan…
Dün sosyal medyada bir kitap önerdim. Stefan Zweig‘dan Mecburiyet. Ressam Ferdinand ve karısı Paula’nın yaklaşık iki güne sığan hikayesi, güçlü bir sivil itaatsizlik metni. Kendi hikayesine benzer bir noktadan yola çıkan Zweig, zihnindeki gel-git’i bu iki karaktere bölmüş. Böylece devlet makinesinin amaçladığı savaş ile insan olmanın arzuladığı barış arasındaki tartışmayı da aktarabilmiş. “İnsanlığın ötesinde bir vatanım, insanları öldürmek gibi bir hırsım yok ama beni ele geçirdiler, askere gitmek zorundayım” diyen ressam Ferdinand ile “İnsanın tek bilmesi gereken, insan olduğu ve…
