Genel

ailefotografi_kg

23 Oca: Aile Fotoğrafı ve Donovan

Aile Fotoğrafı, Kerem Görkem‘in ilk kitabı. 2016’nın Mayıs’ında Sel Yayıncılık etiketiyle raflara çıkmış bir roman. Canım Sel Yayıncılık. İyi ki varsın… Uzun süredir okunmayı bekliyordu bu kitap. Bir türlü başlayamadım, oysa hakkında olumlu sözler duymuştum. Sonra bir gece pikaba Golden Hour of Donovan plağını koydum. Alım elime Aile Fotoğrafı‘nı. Çevirdim ilk sayfayı. Hikaye böyle başladı. Tuhaf bir buluşma, diye düşündüm önce. Masamda uzun süredir bekleyen kitabı, bu albümün melodileri çağırmış olamazdı. Sonra plağın kapağına baktım. Puzzle parçalarından oluşmuş bir Donovan…

fft1_mf29120

21 Oca: Cortazar’ın Büyüyen Eller’i

Büyüyen Eller, 1937 tarihli bir öykü. Julio Cortazar bu öyküyü yazdığında 23 yaşında. Dünya, bir büyük savaştan çıkmış. İkinci büyük savaşa girmesine az zaman var, zemin kaygan. Babasız büyümüş bir çocuk Cortazar. Avrupa’da başlayıp Buenos Aires’te süren bir yaşam. Üstelik bu öykünün yazıldığı yılların sonrasında yeniden savrulacak coğrafyalar arasında. Modernizm etkileri sanat üretimine iyice sarılmış durumda. Birey yeniden ayağa kalkmaya çalışıyor. Dünyanın acısıyla yüzleşebilmenin yollarından biri, büyük alegoriyi yaratmak. “Sen ödleğin tekisin, aşağılık birisin ve üstelik kötü bir şairsin,” diyen…

0000000719776-1

21 Oca: Élodie Durand’dan Parantez: Hafızamız olmadan bir hiçiz

Bir süredir başım ağrıyor. Şehir yaşamının, ülke stresinin, bitmeyen tedirginliğin kıskacındaki çoğu kişi gibi, benim de başıma ağrı girdiği olur. Ara sıra. Bu kez süre biraz uzadı. Yirmi gündür kafamın iki yanından bastıran mengeneyle birlikte yaşıyorum. Durumu öğrenen bir arkadaşım “Hemen doktora gitmelisin,” dedi. “Çok iş var elimde, şunları bitireyim giderim,” diye geçiştirdim. Zaten doktora gitmek konusunda ağırdan alan biriyim. Ama bu kez “kaçışımın” başka bir nedeni daha vardı. Baş ağrılarımın izin verdiği anlarda okuduğum bir grafik-romanın yarattığı korku, kaya…

berfin-aksu_01

27 Ara: Berfin’in Gözyaşları

Berfin Aksu. Klasik müzik dünyasının büyük yeteneklerinden biri. Hayran bırakan tekniğiyle alkışlanan bir solist kemancı. “Hayatımda böyle bir deneyim yaşamadım,” diyor. Henüz sekiz yaşındayken orkestra eşliğinde konser vermiş bir solist Berfin. On yıldır sahnelerde; genç yaşına rağmen farklı orkestralar, farklı şeflerle çalışmış durumda. Ama o inanılmaz gece sonrasında, gözleri ağlamaktan kızarmış bir halde tebrikleri kabul ederken “Bu eserin her bir notası yüreğimde titriyor,” diyor. Sözünü ettiği eser Fazıl Say imzalı “Nâzım Oratoryosu”. Nâzım’ın her bir dizesi harflerin buluşmasıyla müzik ve…

Mor-Ve-Otesi-Biyografisi-Hayati-Mor-Ve-Otesi-Biyografisi-Hayati-610-x-310

24 Ara: Mor ve Ötesi 20 yaşında

Böyle günlerin içinde ayakta durmak kolay değil. Sabırlı olmak kolay değil. Anlamak için zaman gerekiyor. Ama zaman iyileştirici özelliğini çoktan yitirdi. Çocukluğundan söz ediyor çoğu insan. Gençliğinden. Ömrünün umutla dolu günlerinden. Farklı disiplinlerde kalem oynatanlara bakıyorum, cümlelerde bir “geçmiş özlemi” saklı. Belki de geçmişe özlemden değil, yarının belirsizliğiyle doğan bir korkudan kaynaklanıyor bu. Sarılacak bir şeyler arıyor herkes. Geçmişinden daha yakında bir cankurtaran simidi bulamıyor belki de. Bugünün sert cümleleriyle duvarın arkasını görmeye çalışana da tahammülü yok kimsenin. Duvarın arkasında…

fidel-castro-hayatini-kaybetti-214142-5

26 Kas: Fidel Castro

Bugün Comandante Castro’nun ölüm haberiyle uyandık güne. Ayağa kalkmazsan koşmaya başlayamazsın. Sen bütün dünyaya ayağa kalkmayı öğretenlerdendin. Twitter’a böyle yazdım. Böyle ölümler karşısında hisli bir şeyler söylemek istiyor insan. Aklıma Rosa Luxemburg’un bir sözü geldi. O zincirlerden kurtulmak diyordu, ben ayağa kalkmak dedim. Aslında bütün sözler, noktalama işaretlerini silip, sonsuza uzanmak istiyordu. Diyeceğim o ki, ölümünün ardından söylenenler de devrimciydi. Tam burada duralım. Çünkü uzun uzun Fidel Castro’dan söz etmeyeceğim burada. Bilen zaten biliyor, bilmeyene anlatmak da benim haddime değil….

LeonardCohenGI

11 Kas: Cohen: Dünyanın en güzel kaybedeni

Sahnede izledim. Yetmez. Bütün şarkılarını dinledim. Defalarca. Farklı yaşlarımda, farklı ortamlarda. Yetmez. Yazdıklarını okudum. Hakkında yazılanları. Yetmez. Bütün bu yaptıklarım Leonard Cohen’in “bana” iyi gelmesi için yaptıklarım. Ama o “dünyaya” iyi gelen bir ozan. O iyiliğin nedenlerini, kaynaklarını anlayabilmek zor. İşte o nedenle, yetmez. Kısa süre önce, son albümünü tamamladıktan sonra “Ölmeye hazırım” demişti. Büyütmeden, altını çizmeden söylemişti bunu. Hatta sonrasında rahatsız olmuş, o söyleşinin ve albümle iligili görüşlerin bu cümleyle sınırlı kalmasını sevmemiş ve cümlesinin biraz yanlış anlaşıldığını söylemişti….

10 Kas: Uydur uydur ipe diz…

“Sakın Oraya Gitme” yayınlandı. Artık kitap okura ait. Bu romantik tanımlama, dürüst bir önermeyle oluşuyor. Ama tuhaflıkları da beraberinde getiriyor. Az önce bir gazetenin internet sayfasında, bir tanıtım yazısı okudum. Evet, kitap için yazılmış bir tanıtım yazısı. Yazan kişinin kitabı okumadığı kesin. Arka kapak yazısını bile -tam anlamıyla- okuduğunu sanmıyorum. Öyküleri onun sesiyle duyacaksınız, diyor bir yerde. Ama  “Jim Carrey-Sylvseter-Sid” diyerek. Şaşırtıcı değil. Üstelik yaptığım bir işle anılmakta da sakınca yok. Ama manasız. Bir başka cümleyi aynen alıyorum buraya: “Yazmak…

JAZZSEMAICC87-LPKAPAK

09 Kas: Jazz Semai: Müziğin kilometre taşı

Erol Pekcan, babamın arkadaşıydı. Birkaç kere ailece akşam oturmasına geldiklerini hatırlıyorum. Kibar ve şıktı. Ama beni daha çok ilgilendiren bir “davulcu” olmasıydı. Evdekiler “baterist” derdi. Muhteşem caz bateristi Erol Pekcan. Tuna Ötenel adı ise bana gençlik yıllarımda gittiğim konserleri, kimi zaman kaçak girdiğim klüpleri hatırlatır. Ama daha çok Berrin Abla’yı. Seslendirme stüdyolarının bana tanıttığı en güzel insanlardan biridir Berrin Ötenel. Aradan yıllar geçti. Sağlık sorunları yüreğimizin üstüne bir fil gibi oturdu. Ama duygusal hiç kopmadık Tuna-Berrin Ötenel çiftiyle. Kudret Öztoprak…

Yekta2

06 Kas: Birbirimizi nefesle beslemeliyiz

“Sakın Oraya Gitme” raflarda artık… Radikal Kitap Eki’nin 4 Kasım 2016 tarihli sayısı için, Adalet Çavdar ile bir söyleşi yaptık. Öyküleriniz kelimeleri ve anlamlarını dert ediniyor. En çok da özgürlük kavramını galiba. Bunun nedeni dünyanın, ülkenin bu haline tercüman olacak bir dil arayışı mı? İlk kitabımdan bu yana, bütün yazı hayatım boyunca hesaplaşmak ve sorular sormak istediğim bazı meseleler var. Bunlardan biri iktidar kavramı; kimi zaman baba-oğul ilişkisinden, kimi zaman aile içi ilişkilerden, kimi zaman da daha üst bir iktidar…