Genel

25 Kas: Çekilin yoldan, “Dünyayı Kurtaran Adam” geliyor!

Bir Berlin gezisi… Kırmızı ışıkta duruyoruz. Bize Berlin’i gezdiren şoför arkadaşımız “Yandaki arabaya baksanıza,” diyor. Şık, siyah, Mercedes marka olduğunu sandığım bir araba. Camları özellikle koyulaştırılmış falan değil, özellikle dikkat çekecek bir yanı yok. “Ne var ki o arabada?” diyorum. Gülüyor şoförümüz. “Şoförün kim olduğunu görmediniz mi?” diyor. Bir daha bakıyorum. Angela Merkel. Direksiyonda oturmuş, arada bakışlarını yukarı çevirip ışığın yeşile dönüp dönmediğini kontrol ediyor. Hikayeyi burada noktalamakta fayda var. Benzerlerini eşimizden dostumuzdan duyduğumuz, gazetelerde okuduğumuz bir olay. Bilmem hangi…

The-Queen-of-Hearts-diana-rigg-23333322-993-600

20 Kas: Emma Peel:”Şüphe”

Karşıdaki Adam: İşte bu hallerinden özellikle nefret ediyorum. Emma Peel: Ne varmış halimde? Karşıdaki Adam: Dikkat çekebilmek, simgesel göndermeler yapmak için düştüğün şu hallere bak… Ne o elindekiler öyle? Yakışıyor mu? Emma Peel: Ne göndermesi, ne simgesi? Karşıdaki Adam: Hah, şimdi de anlamıyor numaraları… ‘Hayat bir kumardır’ klişesini gözümüze sokmak için bunca çabaya değer mi? Emma Peel: Ezberlediğin dünyanın dışına doğru bir adım bile atıldığında tedirgin oluyorsun değil mi? Korkuyorsun. Hayat seni bilmediğin yerden sözlüye kaldıracak diye titriyorsun. Derdim gönderme…

gizliajan

20 Kas: Bitirmekte zorlandığınız kitaplar hangileri?

Elbette soruyu duyar duymaz burun kıvıran olacaktır. “Ben ne olursa olsun, başladığım kitabı bitiririm,” diyerek ukala bir bakış atacaktır soruyu sorana. Ama sorunun yol arkadaşı olan da vardır; benim gibi. İtiraf ediyorum, bitirmekte zorlandığım, dahası bitirmeden kenara koyduğum çok sayıda kitap vardır. Bunun, yani bir kitabı erkenden terk etmenin okurun en doğal hakkı olduğunu düşünürüm. Gerçi iyi okurun direnci fazladır. Üstelik yıllar içinde edinilmiş tecrübeyle, kendi değerlerine göre elemeyi yolun başında yapar. Kendi okuma meşrebine uygun kitapla buluştuğu anda, hangi…

logicomix

18 Kas: Kahraman: Bertrand Russell

Ne şu koca yaşlı dünyanın derdi biter, ne de şu tedirgin insanların sonsuzluk karşısındaki korkuları. Her bunalım dönemi, ardından düşünsel ve ruhsal bir arınma ihtiyacıyla çıkagelir. Yeni dünya düzeni, bitmeyen bunalımlara merhem olması ve o arınma ihtiyacının karşılanması için hap haline getirilmiş araçlarını sunmaya devam eder. Kadim bilgilerden, dinlerden, sosyal bilimlerden devşirilen birkaç süslü cümleyle her gün yeni bir yemek yapar. Yemek soğuyup tatsızlaşınca içine hemen biraz baharat katılıp yeniden piyasaya sürülür. Kişisel gelişim, kuantum, new age tanımlamaları havada uçuşur….

phonebooth-library1

18 Kas: Dünyanın en küçük kütüphanelerinden biri

Şu meşhur kırmızı telefon kulübelerini bilirsiniz. İngiltere’ye gitmiş olanlar mutlaka dönüşte birer hediyelik eşya olarak eşlerine dostlarına getirmişlerdir o kulübelerden. Roff Smith imzalı bir haber ilgimi çekti; haberi National Geographic‘ten aktarıyorum. Son yollarda cep telefonu kullanımın artmasıyla bu kulübeler işlevlerini yitirmeye başlamış ne yazık ki. Birer birer sökülen kulübeler dekorların malzeme olarak ya da film setlerinde kullanılmak üzere satışa çıkarılmışlar. Kimileri antika sayılmış kimileri evlerde duş kabini olmuş. Kimilerini de bazı mahalleler birleşip satın alarak “evlat edinmişler”. (Ah toplumsal bellek,…

PAUL_S1

18 Kas: Pal Sokağı Çocukları

Günün birinde “Çocukluk yıllarında okuyup da unutamadığın kitap hangisiydi?” diye soracaklar. Büyük insanlar olacak bunu soranlar; bıyığıbeyaza çalmış adamlar, sesleri sigaradan kırçıllaşmış kadınlar. Şu anda elinin altındaki kitabın adını vereceksin onlara. Tam o anda yoldaşını ihbar etmiş,oyun oynadığınız arsadan bir avuç toprağı karşı çeteye vermiş olacaksın. O özgürlüğün bir anını bile satmamak için ettiğin yemin yankılanacak zihninde. Bu kitabı, ikiyüzlü yetişkinlerin kirli dünyasında kurban taşına yatırdığın için kendiden nefret edeceksin. Onlar ne anlar ruhunu satmadan yaşamanın değerini? Onlar ne anlar…

18 Kas: Günden Kalanlar.37

* Neredeyse bir aydır yazmamışım Fil Uçuşu’na. Bir ara “Yazarımız yıllık izninin bir bölümünü kullandığı için yazılarına kısa süreliğine ara vermiştir” yazmayı düşündüm. Sonra konuyu sulandırmamaya karar verdim. Yine de günün birinde kullanabilirim bu cümleyi.   Eski bir öğrencimden gelen mesaj, kaç gündür bir şey yazmadığımı kontrol etmeme neden oldu. Açıkçası blog sayfasını açmıyordum bile. Öğrencim bu tatil süreciyle ilgili memnuniyetsizliğini “Ben alacağımı alıyordum Fil Uçuşu’ndan,” diye dile getirmiş. (Aslında bu mesajdan kısa bir süre önce de Emma Peel’in özlendiğini…

pessoa

29 Eki: Pessoa: Lizbon’da Bir Yazı-Adam

   İşte, hayatta hiçbir şey yapmadan yirmi sekizinci yaş günüme vardım -hayatta hiçbir şey, edebiyatta ya da kişiliğimde hiçbir şey. Şu ana dek en eksiksiz yenilgiyi tattım. Heyhat, daha ne kadar sürecek bu?    Vicdanımı yokladıkça, hayatımı oluşturan hiçlikten dolayı kendimi o kadar az bağışlayabiliyorum.    Bunca gecikmeme yol açan dehşetli şey ne ola ki?    Yetersiz okumalarım, pratik zekâ eksikliğim […] Bu satırların yazarı sadece edebiyatın değil dünya tarihinin en dikkat çekici kişilerinden birine Fernando Pessoa’ya ait. Ya da…

21 Eki: Milliyet Sanat Dergisi: Kırk yıllık bir yürüyüş!

Milliyet Sanat Dergisi kırk yılı geride bıraktı. Bir süredir dergide “Noktalı Virgül” adını verdiğim köşede yazıyorum. Aşağıdaki yazıyı da, bu köşede, derginin kırkıncı doğum günü için yazdım. Şimdiki gibi mantar panoların satılmadığı o yıllarda, çalışma masasının karşısına köpük bir plaka asardık. Sıkıştırılmış köpüklerin raptiyelerle, iğnelerle delindikçe dağılıp dökülmeye başlamasına aldırmadan, hayatın izlerini sabitlerdik görüş alanımıza. Benimkinin sağ üst köşesinde bir kartpostal vardı; başımı her kaldırdığımda Marilyn Monroe oradan bana gülümserdi. Sol köşede Can Yücel’den bir şiir, hemen yanında haftalık ders…

tarihinden-tarifine-bulgur20120914003047

21 Eki: Bulgur ve Radyo

Türkiye’de bulgurun hane üretiminden, sektörel üretime geçişinini ilginç bir hikayesi varmış; bilmiyordum. Zaten üretim kapasitesinin artması ve tüketimin yaygınlaşmasının radyo ile ilgisi olduğunu kaç kişi bilir ki? Bulgur pilavını severim. Elimden geldiğince de yapmaya, bulgurun kullanıldığı farklı tarifleri denemeye çalışırım. Dolayısıyla Seçil Kenar‘ın “Tarihinden Tarifine Bulgur” kitabını görür görmez ilgilendim. Yolculuk Mezopotamya’dan başlıyor, günümüze kadar geliyor. Kitapta tarihçenin yanısıra, üretim teknikleri, bulgurun türleri, tüketim oranları, besin değerleri ile ilgili akılda kalıcı ve dikkat çekici bilgiler var. Kitap elbette, biribirinden güzel…