Genel

KAFKA-NIN-BEBEgi_129955_1

08 Oca: Kafka’nın Bebeği

Kitabın başındaki kısa biyografisinden Gerd Schneider’in, Kafka üstüne yoğun çaışmalar yapan bir edebiyatçı ve gazeteci olduğun öğrenince, daha büyük bir merakla okumaya başladım “Kafka’nın Bebeği”ni. Regaip Minareci’nin özenli çevirisi de bu okuma sürecinin artısı olacaktı. İlginç bir olay örgüsü var kitabın. Franz Kafka, 1923 yılının Ekim ayında, Berlin’deki Seglitz Parkında dolanırken, küçük bir kıza rastlar. Kız bebeğini kaybetmiştir ve Kafka, bu küçük kızı teselli edebilmek için kıza her gün –bebeğin ağzından yazılmış- bir mektup götürmeye başlar. Bütün bu sürecin tanığı…

07 Oca: Sözlük.34

M MİÇYA: Bir denizkızı tablosu. Islak sarı saçları omuzlarına dökülmüş bir kadın. Çıplaktı. Belinden aşağısı klasik denizkızı tablolarında olduğu gibi bir balık kuyruğu ile nihayetleniyordu. Kırmızı ve yeşil iki renk bu mavi fonlu suluboya tablonun üzerinde o kadar fazlaydı ki, insana garip bir ürperti veriyordu. İsmini okudum: Agra Miçinska. Kısaca Miçya! Asfalt yola kavuştuktan sonra ruhu değişen sayfiye yerine gelen bir trup ve o trubun en ilgi çeken gösterisinde, özellikle erkeklerin aklını başından alan Miçya! Yağmurun kasabayı avucunun içine aldığı…

emmapeel

06 Oca: Emma Peel: “Okumak”

Kimse yok çevrede. Emma, yalnız başına kitabını okuyor. Sandalyesinin kolçağında, her an düşecekmiş gibi duruyor kahve bardağı. Her an düşecekmiş gibi duruyoruz hayatın tahterevallisinde. Sol elindeki sigaranı külü uzadıkça uzayacak, önemsemiyor.  Kitaplarının ilk sayfasına adını yazıyor, sonra tarih atıyor. Bu kitabın ilk sayfasında bir de not var; Edgar Allan Poe‘nun bir sözünü, ince uçlu tükenmez kalemiyle yazmış Emma Peel: “Bazı kitapları okurken yazarın düşüncelerine dalıp gideriz, bazı kitapları okurken de kendi düşüncelerimize.”

132377281140098

06 Oca: “Ben hayat\u0131 ka\u00e7\u0131rm\u0131\u015f\u0131m…”

Eczacıbaşı Fotoğraf Sanatçıları Dizisi’nin ikinci albümü Ara Güler için yayımlandı. Bülent Erkmen’in etkileyici tasarımıyla, usta foto muhabirinin en etkileyici karelerini bir araya getiren bir retrospektif. 21 Aralık günü, İstanbul Modern’de buluştuk Ara Güler’le. Hem bu albümü hem fotoğrafçılığı hem de hayatı konuştuk. Fotoğrafta “an’ı yakalamak”ı, vahşi batıdaki kovboyun tabancasını hızlıca çekmesine benzetti üstat. “Zor ışıkları severim ben, ters ışıklardan çıkarırım istediğim kareleri,” diyor, “çünkü ben resim severim, o ışığı bulmak isterim. Örneğin Rembrandt bu zamanda yaşasaydı, ressam değil fotoğrafçı olurdu,…

adilenasit

02 Oca: O esnada başka bir yerde…

… Adile Naşit “Gulyabani”yi görür. Ertem Eğilmez’in, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Gulyabani isimli romanından uyarladığı, 1976 tarihli Süt Kardeşler filminde, Adile Naşit’in “Gulyabani”yi gördüğü sahne.

carver

02 Oca: Bilmezsiniz Aşk Nedir

Raymond Carver 25 Mayıs 1938 – 2 Ağustos 1988 Raymond Carver’ın What We Talk About When We Talk About Love isimli harika öykü kitabını 2008 yılında okudum. Kitap “Aşktan Sözettiğimizde Sözünü Ettiklerimiz” adıyla ve Zafer Aracagök çevirisiyle 1994 yılında İletişim Yayınları’nca yayımlanmış ama o çeviri ne yazık ki bende yok. (Keşke yeniden basılsa da, hem ben alsam hem daha çok öykü tutkunu okusa.) Carver, kalemini bir kamera olarak kullanırken, gerçek dünyayla kurmaca arasındaki dengeyi hassasiyetle kuran, kalem-kamerasıyla yazıya döktükleri arasındaki…

30 Ara: Emma Peel: “Alışkanlık”

Emma Peel: Bu gümüş kase anneannemden kalma. Bu alışkanlık da… Her yılın son günü çiçek ekerdi bu kasenin içine. Yıl boyunca o çiçekleri canlı tutmaya çalışır, bir gün bile eksik etmezdi ilgisini. Karşıdaki Adam: Romantik ama boşa bir çaba… Yılın sonunu göremeden solacaktır o çiçekler. Emma Peel: Haklısınız. Solacaklar. Belki yarın akşamı bile göremeyecekler. Tam da bu nedenle devam ettiriyorum anneannemin alışkanlığını. Kimi zaman başarısızlığın da mutlu edebileceğini unutmamak için…

29 Ara: Chick Corea Akoustic Band: Round Midnight

Chick Corea Akoustic Band, benim için üstadın Return to Forever’dan sonra (hatta kimi parçalarda ondan öne geçebilir) en iyi grup çalışmalarından. Bu beğeninin üç eşit parçası var elbette; diğer parçalar da John Patitucci ve Dave Weckl‘a ait. Weckl’la Türkiye’ye geldiğinde tanışmış ve kısa süren söyleşi sonunda sadeliği, içtenliği ve yaptığı işe adanmışlığına hayran kalmıştım. Tekniğinden söz etmiyorum bile. Aynı şeyi Patitucci için de söylemeliyim tabii. 80’li yıllarda müzik dinleyişimi etkileyen isimlerden birdir bu olağandışı basçı. Üç usta bir araya gelince…

Diana-and-horse-diana-rigg-9381034-500-392

28 Ara: Emma Peel: “Ahlak”

Emma Peel: Demek meşhur Torino Atı‘nın torunu bu! Karşıdaki Adam: Aslında torununun torunu demek daha doğru olacak. Emma Peel: Elbette. Yine de ona dokunduğumda biri kulağıma “Ahlak, bireydeki sürü içgüdüsüdür,”* diye fısıldıyor sanki. * Friedrich Wilhelm Nietzsche