İlk romanı “1473”te, Anadolu’nun kaderini belirleyen bir savaşa çeviriyor kaleminin ucunu Bedia Ceylan Güzelce. Osmanlılarla Akkoyunluların, Türklerle Türklerin, Müslüman’la Müslüman’ın, Fatih Sultan Mehmet ile Uzun Hasan’ın Otlukbeli’nde birbirine kılıç salladığı meydan muharebesine. Bunu yaparken resmi tarihin her tür dayatmasına karşı duruyor. Taraf tutmayan ama “Otlukbeli Savaşı’nı Osmanlılar değil de Akkoyunlular kazansaydı ne olurdu, nasıl bir Anadolu ve ‘bugün’ şekillenirdi?” sorusunu soran/sorduran bir yapıda kuruyor olay örgüsünü. “1473”, savaşların sayılar, sıfatlar, zaferler üstünden anlatıldığı bir dünyanın parçası olmayı reddedip insana, hayvana…
Genel
• 4 Temmuz – 9 Temmuz arası nasıl geçti anlamadım, öylesine yoğundu ki. Ama o yoğunluğu güzel kılan konserler de vardı. 6 Temmuz Çarşamba, Santralİstanbul Kıyı Amfi’deki Jamie Cullum konseri, şakacı bir ağaç gölgesi gibi geçip gitti. Cullum, yetenekleriyle fiziğini, muzipliğiyle lafebeliğini pek iyi kaynaştırmış bir sahne canavarı. Aksamayan bir grupla birlikte hangi notayı ne zaman parlatacağını bilen yaramaz bir çocuk gibi. Tam anlamıyla seyriciyi avucunun içine alıp sürdürdü geceyi. Sonrasında çok konuşulan bir olay, konser sırasında başlayan ezana Cullum’un…
Alfred Hitchcock, başrollerinde Ingrid Bergman ve Gregory Peck‘i oynattığı 1945 tarihli Spellbound filminin rüya sahnelerinden bir türlü memnun kalmaz. “Hollywood anlayışı” bir rüya sahnesi üstadı doyurmayınca, çareyi gerçeküstünün en uçlarındaki isimlerinden birine, Salvador Dali‘ye başvurmakta bulur. Uzun gölgeler, keskin görüntüler, sonsuza dayanan kamera açıları, bozulmuş perspektiflerle sonuç harikadır. Aslında Dali’nin, Ingrid Bergman’ın her yerini karıncalarla kaplamak gibi, daha da uçlarda fikirleri vardır ama bu gerçekleşmez. Sonuçta sinemanın ve plastik sanatların iki dahisi, Hitchcock ve Dali, 1945 yılında unutulmaz bir rüya sahnesine imza…
1. Arras, Paris’e iki saat uzaklıkta bir kasaba. Belçika sınırına daha yakın. Zaten kasabanın mimarisinde, yemeklerinde, halkında ve yaşamında da Belçika havası net bir şekilde hissediliyor. Londra’ya da yakın olması festival zamanını daha şenlikli kılıyor. Böylelikle Arras Main Square Festival, sadece Fransızlara değil, bütün bölgeye ulaşabilen bir festival oluyor. 2. Her zaman söylerim; böylesi yoğunluk ve yorgunluğun iç içe geçtiği gezilerde ekip çok önemlidir. NTV’den Gökhan Kalan da benim böyle geziler için en kıymetli dostlarımdan biridir. Ekibin geri kalanı Coca…
D DENİZ YOLCULARI: “Şehirde yaşayanlar birbirlerine yabancı yaşar, yabancı ölürler,” der Halikarnas Balıkçısı, “oysa gemi yolcuları önce birbirlerine yabancı olsalar da aradan bir iki gün geçince bu duygu ortadan kaybolur.” Güverte yolcularına saç maşası satmaya çalışan adam, tezkere almış köylerine dönerken yavuklularına hediye saç maşası alan erler, hayal dünyası geniş -sekiz yaşındaki- çapkın oğlan çocuğu, küçük oğlanın gönlünü bir avuç tuzlanmış fıstıkla çalan otuz beş yaşlarındaki köy öğretmeni kadın, baktığı kadında ürpermelere neden olan denizci Davut, bütün bu insanlık sergisine…
• Geçenlerde, bir blogun son güncellemelerini okumadığım için en hafifinden özensizlik ve ilgisizlikle damgalandım. Tanıdıklarımın ya da blogunu takip etmemi rica edenlerin yazdıklarını okumaya özen gösteriyorum çoğu zaman. Ama atladığım, okumak istemediğim hatta okurken sıkılıp bıraktığım da oluyor. Tıpkı, şu anda bu yazıyı okumakta olan birinin, sıkılıp-beğenmeyip bırakma hakkı olduğu gibi. Okurun, özgür irade alanında bırakılmadığı, okumak-eleştirmek ve yorumlamak zorunda bırakıldığı, bunun aksinin kabul görmediği bir durum garip geliyor bana. Kitaplar öneriyorum; buradan, twitter’dan. (Milliyet Kitap Eki’nde yazdıklarıma da, dense…
Bir sergi açılışı. Son yıllarda adı sıklıkla anılan, tablolarının değeri giderek yükselen ressamla, alıcı olmadığı belli olan bir sanatseverin ayaküstü konuşması. “Gerçekten çok etkileyici çalışmalar var,” der sanatsever. Ressam “En çok hangilerini beğendiniz?” diye sorunca, birkaç resmi gösterir ve ekler: “Günün birinde ben de sizin bir tablonuzu almayı çok isterim doğrusu.” Ressam ya sanatseverin bir tablo hediye edilmesini beklediğini düşündüğünden ya a işi şakaya vurmak için kahkahalarla lafını patlatır: “Vallahi bunları ben bile satın alamam!” Sanatsever, sergi salonundan şaşkınlık ve…
D DAR SOKAK: Sarsıcı bir sevda öyküsünün etkileyici bir karakteri olarak çıkar karşımıza kentin doğusundaki daracık sokak. Her şeyin çok çabuk eskidiği bir çağda akasyaları savunan, güz yapraklarını sevdalıların üstüne döken dar sokak. İncinmiş bir sevdanın ağızda bıraktığı acıdan uzak, tepeden tırnağa giyindikleri sevdayla taşlarına basmaya gelen kumruları dört mevsim ağırlayan sokak. Daracık bir sokağa evreni, sıcağıyla soğuğuyla, karıyla yağmuruyla mevsimleri, sevdadan siteme, umuttan adanmışlığa nice duygusuyla insanlığı sığdıran bir öyküdür bu. Anlatıcı/kocası/annesi/delikanlı/kız akasyaların gölgesindedir; evdedir, dışarıdadır, içeridedir, özgürdür, tutukludur,…
Girişi tekrar edeyim. O zamanlar yazı başlığı Poli-Siyah Aşklar olan metinlerin yazarı Kerim İnal kimdir?Kerim İnal, 1998-1999 yılları arasında kısa süreliğine altzine’de boy göstermiş bir yazar. Aslında benim polisiye ve parodi merakımın bir sonucu. Bu iki yıllık maceradan sonra sessizce kayboldu ortadan. Yıllar sonra, 2007 tarihli KARBON KOPYA adlı kitabımda “Becerikli Bay Kerim İnal” öyküsünde tekrar çıktı ortaya. Hepsi bu. Geçenlerde arşiv dosyalarının içinde Kerim İnal’ın, altzine’de yayımlanmış birkaç metnini buldum ve Fil Uçuşu’na koymaya karar verdim. İşte, noktasına virgülüne…
Arada bir twitter’da bir soru sorup, çıkan sonucu Fil Uçuşu’nda paylaşmayı seviyorum. Elbette twitter üstünden gelen cevapların bir istatistik kesinlik vaat etmediği biliyorum. Olsa olsa, kabaca bir değerlendirme denebilir. Yine de, konuyla ilgilenenler için zihin açıcı bir liste oluşuyor. Bu kez soru şöyleydi: Sizce son beş yılda, Türk Tiyatrosu’ndaki, belirleyici/yenilikçi/yaratıcı/zihin açıcı YAZAR ve/veya YÖNETMEN kimdir? Çok sayıda cevap geldi. Gelen cevaplara bakılınca iki isim üstünde bir mutabakat var: MURAT DALTABAN ve BERKUN OYA. Deyim yerindeyse “açık ara” öndeler. Her iki…
