Söz bitti. Söyleyecek sözüm, sesim yok artık. Yazacağım bir şey de yok. Tarçın yok artık.
Genel
Cüneyt Cebenoyan, yazılarını ilgiyle takip ettiğim bir gazeteci, sinema yazarı dostum. Altyazı’nın Eylül 2010 tarihli, 98 numaralı sayısında “büyük resme” bakan bir yazı kaleme almış. Cebenoyan, Polonya’nın Wroclaw kentinde düzenlenen Era Yeni Ufuklar Festivali’nde yakın dönemin pek çok yerli filmini tekrar izleme olanağı bulmuş. Bu yoğun izleme (ve paneller, söyleşiler) süreci sonucunda, kişisel olarak geldiği noktayı, ilginç karşılaştırmalar, önemli değerlendirmeler ve farklı bir bakış açısıyla metinleştirmiş. Önemli bir yazı olduğunu düşünüyorum. Yazıdaki kimi noktalar, elbette daha önce çok konuşuldu, yazıldı….
Her gün okumak. Ama Pazar günlerinin sevimli tembelliği içinde bir başka mutluluk; okumak. Yedi kitaplık bir öneri listesi. Bu kitapların bazıları hakkında daha detaylı yazmayı düşünüyorum, belli olmaz. Ama okuma keyfini geciktirmemek için, başucumdaki, aklımdaki kitapların adlarını hemen paylaşayım istedim. 1. Yeşil Peri Gecesi – Ayfer Tunç 2. Madam Arhur Bey ve Hayatımdaki Her Şey – Mine Söğüt 3. Sanat Komplosu – Jean Baudrillard 4. Lükse Övgü – Thierry Paquot 5. Hrant – Tuba Çandar 6. Ne Nedir – Dave Eggers 7….
Kurosawa’nın başyapıtlarından Raşōmon’un yazarı Ryûnosuke Akutagava’nın öyküleri hakkında “Milliyet Kitap Eki” nde yazdığım yazının geniş hali ve kitabın çevirmeni Oğuz Baykara’nın görüşleri… Raşōmon filminin konusunu çoğu sinemasever, sanatsever ezbere bilir. Tek bir cümleyle söylemek gerekirse; ormanda evli bir çiftle karşılaşan bir haydut, erkeği öldürüp karısına tecavüz eder. Peki sadece üç kişinin arasında geçen bu olay gerçekte nasıl yaşanmıştır? Olayı, haydutun, kadının, ölen kocanın (elbette bir medyum aracılığıyla) ve olan bitene gizlice şahit olan bir oduncunun anlattıklarını dinlediğimizde, gerçeğe ulaşabilir miyiz?…
Çizgi romanla ilgili bir yazıya Martin Mystere ile başlamak istedim; ne de olsa büyük hayranlığım var. Çizgi romanlara hayranlığım sadece Martin Amca’yla , fumetti‘lerle sınırlı değil. Elime geçen her şeyi okumaya çalışırım. Üstelik artık bu konuda bana rehberlik eden özel bir kitapçı ve orada çalışan dostlarım da var. Galatasaray’da, Yeni Çarşı Caddesi’ndeki GON Çizgi Roman dükkanına sıklıkla uğramaya çalışırım. Bir şey almayacak olsam bile muhabbet etmekten keyif aldığım donanımlı kadrosunu görmek yeter bana. Çevirmen ve editör Emre Yavuz da, GON’un…
L LİPSOZ: Balık meraklılarının sofralarında görmekten özellikle keyif aldığı bir kaya balığıdır lipsoz. Kimi çorba balığı der, kimiyse dikenli balık… Kadir Bey’in sofrasındaki duruşu ise bambaşkadır. Belleksiz, tarihsiz, halsiz duruşunda, ölümü kabullenmeyen bir hayalet tütmektedir. Kafası bir bıçak darbesiyle gövdesinden ayrılır… Kadir Bey’in iri elleri beyaz etini, kılçığından ayırmakta zorlanır… Lokmalar büyür, vahşetin ziyafet sofrası evrene yayılır… Sezgin, o büyük restoranının şefi Sezgin, iyiliğin ve kötülüğün bahçesinin ötesindeki bu sahneyi izlerken, bir insandan bu kadar çok ürkmenin ağırlığıyla, orada öyle…
Man Booker Ödüllerinin ön listesini Fil Uçuşu’nda detaylarıyla, dikkat çekici ayrıntılarıyla “Man Booker’da ilk liste açıklandı” diyerek paylaşmıştım. (Bu yazı beni çok sıkı bir okurla, özellikle de Man Booker Ödülü’nde adı geçen kitapların takipçisi olan sıkı bir okurla tanıştırdı: Nur Evrim Barutçu Haznedar. Nur Evrim Barutçu Haznedar, benimle oldukça yararlı bir de liste paylaştı. Man Booker Ödülünü almış kitaplardan hangilerinin, hangi yayınevi tarafından, hangi isimle Türkçeye kazandırıldığını, hangi kitapların yayınevi ilgisi beklediğini gözler önüne seren bir liste.) Man Booker…
Sonunda geldiler, çaldılar ve gittiler. Çok şey konuşuldu öncesinde: Hani nerede o insan hakları ihlallerine dikkat çeken adamlar dendi? İktidarlarla kol kola görmekten bıktık dendi. Bono’nun samimiyetine inanmıyoruz, derdi gücü para dendi. Son albümlerinde müzikal olarak da düşüşteler dendi. Üstelik söylenecek daha çok şey vardı. Açıkçası Türkiye’de, konser öncesindeki programlarında bu söylenenleri haklı çıkarmak için ellerinden geleni yapıyor gibiydiler. Bakanlarla köprü yürüyüşleri, Başbakana iPod hediye etmeler, dansöz Nuran Sultan’a alkış tutmalar… Bono ne zaman “Seda Sayan Show”a çıkacak, ne zaman…
Siyah-beyaz, boydan çekilmiş bir fotoğraf. Beş kişiyiz, sıkıca sarılmışız birbirimize. Daha uzun olan iki kişi arkada, ben öndeki üçlünün ortasında, biraz fazlaca gülmüşüm. Üstümüzde beyaz atletler var, spor için özel olanlardan değil, bildiğin iç çamaşırı. Şortlarımız farklı renklerde. Spor ayakkabılarımız oldukça eski. Uzunlardan birininki hariç, markası belli olmayan, hatta biraz da yırtık pırtık ayakkabılar. İşin o kısmına hiç takılmadığımız yüzümüzden belli. Basketbol oynuyor olmak yetiyor bize. Ankara Namık Kemal Ortaokulu’nda geçen yıllarımdan kalma bir fotoğraf. Okulun beton zeminli bahçesindeki paslı…
Ferit Edgü’nün toplu öyküleri Sel Yayınları tarafından tek bir ciltte toplandı: Leş. Ferit Edgü öyküsü için çok şey söylenebilir-yazılabilir. Ama her şeyden önce bu olağanüstü öykü evreninin sıkı bir okuru olmak gerekir. Leş, bize bu olanağı veren, etkileyici bir toplam.Kitap çıkar çıkmaz Ferit Edgü ile, Kanlıca sahilindeki bir çay bahçesinde oturduk ve sohbet ettik. 1960 ihtilalinden kısa süre sonra, Yaşar Nabi’nin, o dönemin “bunaltı edebiyatı” (hatta boğuntu edebiyatı bile denmiş) yapan gençlerine, “İşte şimdi özgürlükler geldi, artık bunalmanıza gerek yok,”…
