Edebiyat

mart

01 Eyl: Alper Atalan’dan “Mart”: Çaylar yazardan!

Alper Atalan‘ı yaklaşık on yıl önce tanıdım. Tanışma hikayemiz de ilginçtir; İspanyolca dil kursunda sınıf arkadaşı olduk. O zamanlar benim kitaplarım yeni yayımlanmaya başlamıştı, Alper çeşitli dergilerde mizah yazıları yazıyordu. Hayatı fazlasıyla ciddiye alan bu adamla kısa sürede her konuda sohbet eder hale geldik. Sakin konuşması, gülen gözleri, bütün o sohbetlere başka bir değer katardı. Kurs sona erdikten sonra sürekli kılamadık dostluğu. İkimiz de hayatın farklı yollarına savrulduk. Bu geçen yıllar içinde önceleri seyrek de olsa haberleşirdik ama zamanla o…

14 Tem: Şair

Kadın iç çamaşırları satan bir dükkanın önünden önce kendisi sonra da gölgesi geçti genç adamın. Dalgındı. Bir ara gölgesinin, sen hiç böylesine güzel bir sarışın gördün mü dediğini duyar gibi oldu ama önem vermedi. Vitrindeki mankenler adamın bu tavrı karşısında kendilerini sergilemekte oldukları için utandılar. Oysa farkına varsaydı, utanmayın ben hepinize aşığım derdi. Farkına varamazdı. Sarışın uzaklaşırken, gölge umudunu yitirmiş, kaldırım taşları arasına sıkışan izmaritleri sayıyordu. Tam o sırada genç adamın dudağının kenarındaki kıvrımı gören vitrin mankenleri birbirlerine çığlık çığlığa…

14 Tem: Sait Faik’ten Sabahattin Ali’ye

Sabahattin Ali adına verilen edebiyat ödülü yendiden canlandırılamaz mı? Darüşşafaka Lisesi öğrencilerinin yaptığı işleri alkışlamak gerekiyor. Bu kez de ellerinde Sait Faik’in öykülerinin adları yazılı dövizlerle Burgazada’daydılar. Sonunda beklenen oldu ve 2010’dan beri restorasyon nedeniyle kapalı olan Sait Faik’in Burgazada’daki müze evi yeniden hizmete açıldı.Öncelikle Darüşşafaka Cemiyeti başta olmak üzere, bu sürece katkı sağlayan, emek veren herkese teşekkür etmek gerekiyor. Yeri gelmişken bir teşekkür de, kitabını okuduğum ilk andan itibaren Sait Faik Hikâye Armağanı ile taçlandırılmasını istediğim Sine Ergün’e; böylesine…

01soru-0144-D043-DCC5

12 Tem: Radikal Kitap’tan LYS sorusu çıktı

Başlık ve yazı Radikal’den alınma. Ama içeriği bana dokunduğu ve ilginç bir durum olduğu için paylaşıyorum. İlginç olan kısmı şu: Konu ile ilgili olarak ne söyleşiyi yapan Burcu Aktaş’a, ne ne de bana bir geri dönüş oldu. Ayrıca benim, Burcu Aktaş’ın ya da Radikal’in adı referans olarak verilmemiş. Neyse sözü uzatmayayım ve haberi paylaşayım, hikaye kendini anlatıyor. Lisans Yerleştirme Sınavı’nda Türk Dili ve Edebiyatı Testi’nin on yedinci sorusu bize bir yerden tanıdık geldi. Nereden mi? Tabii ki Radikal Kitap’tan! Bundan…

gunlerinkopugu01-0890-C7DA-5822

26 May: Günlerin Köpüğü sinemaya uyarlanınca…

“Günlerin Köpüğü”nü 1984 yılında okumuştum. On altı yaşımdaydım. Heyecanlı ve aşıktım. Kitabın büyük bir bölümünü Kuğulu Park’ın banklarında okuyup bitirmiştim. Bildiğim bir okuma deneyiminin sunduğundan çok farklı sayfalar vardı karşımda. Farklı bir dünya. Ama o özel dünyanın, yeni kelimelerin, farklı anlatımların, özgür zaman-mekan anlayışının içinde öyle bir aşk hikayesi duruyordu ki karşımda bitmeyen bir coşkuyla, ezberlemek istercesine okumuş, sonrasında da yorulmaz bir Boris Vian takipçisi haline gelmiştim. Boris Vian edebiyatının önemli bir yeri vardır hayatımda. Türkçeye çevrilmiş bütün eserlerini defalrca okudum….

minare

23 May: Engin Ergönültaş’tan İnsanlık İmlasının İhlallerine Selam

Bir süre önce Fil Uçuşu’nda, okumadığım bir kitabı önermiştim: Engin Ergönültaş‘tan “Minare Gölgesi”. Buradaki vurgu, okumamış olduğum kitap kısmında. 8 Mart tarihli ve “Engin Ergönültaş’tan Bir Roman: Minare Gölgesi” başlıklı o yazıdan sonra bir okur haklı olarak, okuamdan kitap önermem konusunda beni eleştirmişti. Oysa yazı heyecanla beklenen bir romanı, çok kişiyle aynı anda okuyabilmenin tavsiyesi idi. Şöyle demiştim: “İletişim Yayınları‘ndan ustanın romanının çıkacağı haberi geldiğinden beri heyecanlıyım. Sonunda dayanamadım, okumadan tavisye etmeye karar verdim. Ama tavsiyem romanla sınırılı değil. Ulaşabildiğiniz…

eglence

15 May: Çılgın bir eğlence!

İtalyan yazar Niccolo Ammaniti’nin şenlikli romanı “Eğlence Başlasın”, Mantos ve Ciba’nın paralel akan hikayesi çerçevesinde şenlikli, tuhaf, karmaşık bir atmosfere davet ediyor okurunu. Saverio Moneta ya da karanlık dünyasının görkemli adıyla Mantos, ‘Abaddon’un Vahşi Hayvanları’ adlı satanist grubun lideri. Ancak şeytanın hizmetinde en akıl almaz eylemlere imza atarak kötülüğün tarihine adını yazdırmak isteyen bu grup sadece dört kişiden oluşuyor. Toplumsal piramidin dibinde yer alan dört zavallı. Zaten liderleri Mantos da ancak kayınpederinin yanında köle gibi çalıştığı mobilya mağazasındaki mesaisinden ve…

images

31 Mar: Zadie Smith’ten Yazarlık Kanunları

Yazarlar arada bir “yazmak”la ilgili olmazsa olmazlarını kurallar-kanunlar halinde sıralamayı sever. Hem yazmak isteyenlere öneridir bu listeler hem de kendilerinin yazıya bakışı açısından küçük notlar. Ben de bu notları okumayı özellikle sevenlerdenim. Zadie Smith‘in kanunları daha önce dergilerde yayımlandı. Hatta açıkçası Fil Uçuşu’nda da paylaşmış olabilirim. Paylaşmadıysam ilk olsun, paylaştıysam tekrar için affola. İşte Zadie Smith’in on maddelik listesi: 1. Henüz çocukken çok kitap okuyun. Okumaya yaptığınız diğer şeylerden daha fazla zaman ayırın.   2. Büyüdüğünüz zamansa kendi yazdıklarınızı bir…

2177-Satranc

21 Mar: Farklı çevirilerle de olsa Stefan Zweig

Yayıncıların dilinden konuşacak olursan “teliften düşmüş” kitapların aynı zamanda okurun kafasını karıştıran kitaplar olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. O meşhur klasikler iyi-kötü çevirilerle, özenli-özensiz baskılarla birçok sayıda yayınevi tarafından basılır, okurun karşısına getirilir. Sonuçta olan okura olur. Kafalar karışır. Çevirisiyle, redaksiyonuyla, baskısıyla ve daha pekçok özelliğiyle alkışı hakeden yayınevlerine lafımız yok. Ama tam bu noktada okurlara bir öneri; sadece kitabın adıyla, yazarıyla ilgilenmeyin; yayınevine, çevirmenine, editörüne mutlaka bakın. İyi okur olmanın bir adımı da, iyi kitaba doğru kaynaktan ulaşmayı öğrenmek. Şimdi gelelim…

Metis

17 Mar: Hür Yumer: “Ahdımvar”

Kitabın arka kapağındaki fotoğrafına bakıyorum uzun uzun. Kucağındaki kedi, kediseverlerin o çok iyi bildiği hareketle yarı teslim olmuş yarı kaçmak ister bir halde. Sağ omzuyla kedinin başını objektife yönlendirmeye çalışmış Hür Yumer. Sanki başıyla da yön vermek istemiş; gözleri son anda muzipçe yakalamış fotoğraf makinesini. Çenesindeki çukur yukarı kıvrılmış, bir iki saniye içinde gülümsemesinin kahkahaya döneceği kesin. Belki de bir söz çıkacak ağzından, muhtemel ki “Bak, bak, şuraya bak,” diyecek kucağındaki kediye. Kedinin adı ne acaba? Fotoğraf altındaki ilk cümleye…