Genel

11haziran

07 Haz: Emek’i Unutmayalım!

Haber takibi yapıyor muyuz? Birkaç gün içinde unutup gidiyor muyuz, çok önem verdiğimiz bir konuyu bile… Emek Sineması için internet üstünden yazışmalar yaptık, imzalar topladık, yürüyüşlere katıldık, sloganlar attık… Sonra ne oldu? Kaygan gündem “orada neler olduğunu” unutturdu mu bize? “Emek Sinemasını Yıktırmıyoruz Platformu” ve “İstanbul Kültür Sanat Varyetesi” herkesi 11 Haziran Cuma günü saat 19 :00‘da bir buluşmaya davet ediyor. Bildiriyi herkesle paylaşalım ve Emek için emek verenleri yalnız bırakmayalım. HEPİMİZ BİLİRKİŞİYİZ, YIKTIRMIYORUZ! Emek Sineması, İnci Pastanesi ve Yeni…

06 Haz: Sözlük.04

   R ROM: Rakı içilir öykümüzde; şarap, votka, bira, kanyak… Daha başkaları da vardır mutlaka ama bardaktaki oynak sıvının rom olduğu metinlere az rastlanır… Bir marinada oturur adamla kadın. Konuşurlar. Kuzeyden esen serin rüzgârın getirdiği derin bulutlar tepeleri örtmeye başlamıştır. Ayrılığın rüzgârı da serttir. Anılar, bulutların arasındaki küçük yırtıktan süzülüverir. Mehmet Günsür’ün anlatıcısı rom içen bu çifti dinlemektedir; kendini dinlemektedir: “Konuşmayanların, bilerek kaybetmek istedikleri için konuşmadıklarını düşündüğüm olur.” Rom, güzel bir içkidir. (Mehmet Günsür, Nasıl Dinlenilir?) Meraklısı için not: Dileyen…

bloglovin_logga2

05 Haz: Bloglovin’

Eminim benzer hizmet veren başka siteler de vardır, ben sadece birini öneriyorum. Takip ettiğimiz, güncellemelerini, yeni yazılarını kaçırmak istemediğimiz blog’lar ile ilgili “uyarıcı” sitelerden biri: Bloglovin’. Sistem basit. http://www.bloglovin.com sitesinde sadece kullanıcı e-postası ile ücretsiz bir hesap açıyorsunuz. O hesaba izlemek istediğiniz blog’ların adreslerini giriyorsunuz. Account Settings’den “güncellemeleri bana e-posta ile bildirin” seçeneğini işaretliyorsunuz ve olay bitiyor: Artık izlemek istediğiniz blog’lara yeni giriş yapıldıkça size e-posta gelecek. Dileyen yorumlar bölümüne kendi tavsiyelerini ekleyebilir.

artcow19

04 Haz: Brüksel’deki Öküzler

“Şehrin her yerine koymuşlar,” diyor kocaman kocaman gülerek, “ikiyüz tane öküz; çarşıda, parkta, havaalanında, bina önlerinde, sokak aralarında, rengârenk ikiyüz öküz heykeli.” Bıyıkları yanlara doğru beyazlamaya başlamış. “Ben öküz diyorum ya, hanım kızıyor, neymiş efendim, inekmiş onlar, memeleri varmış.” Bir yandan parmaklarının arasında kıstırdığı kesmeşekeri ikiye bölmeye çalışıyor. Kırt: Çay kaşığı sesinin habercisi. “Laf aramızda haklı, ama ben anlamam inekten-boğadan-mandadan, dolu dolu öküz demeyi severim.” Güneş, küçük kahvenin kareli masa örtüsünde varlığını hissettiriyor. “Çocuklar memelerinin altına yatıyorlar, süt emmek ister…

bob-dylan-1

02 Haz: Dylan, Dylan’dır!

Eskiden Açık Hava konserlerinde yıldızlar gibi parlayıp sönen sigara ateşleri olurdu. Artık o yıldızlar yerlerini, cep telefonu gezegen kümelerine bıraktı. Kimi fotoğraf çekiyor, kimi ses kaydı yapıyor, kimi çok sevilen bir şarkıyı uzaktaki bir yakınına dinletiyor, kimi konserde yaşananları facebook ya da twitter’dan naklen anlatıyor. Bütün bir konseri cep telefonunun 4’e 3’lük ekranından izleyenler bile var. 4 numaralı Ubor Metenga etkinliğinde Oğuz Atay’ın “Beyaz Mantolu Adam”ını konuştuktan sonra Ayfer ve Murat’la vedalaşıp son yıllarda gördüğüm en kibar taksicilerden birinin hızlı…

01 Haz: Sözlük.03

  J JOSEPH FUCHS: 1400 yılından bu yana kentin cellâtlığını yapan, ortaçağdan beri kızıl saçlı olan Fuchsların atalarından kalma bıçağı mahzene kaldırıp, cellâtlığa veda eden temsilcisi. Cellât Fuchs ailesi; kimse onlarla konuşmaz, onlara bir şey satılmaz, kesilen bütün başların lanetiyle yaşarlar. Günün birinde kanun değişir, belediyedeki cellâtlık görevi sona erer Joseph Fuchs’un. Bir başka göreve atanmak, surun yanındaki atadan kalma evden çıkıp kenttekilerin arasına karışmak, oğullarının diğer çocuklarla futbol oynadığını izlemek… bir gün bir geneleve gitmek… olanaksızdır. Bütün kapılar kapalıdır….

rachelcorrie

01 Haz: Rachel Corrie

   İnsanlık için karanlık bir gün. Dil karalar bağlıyor; kimi kelimeler kaçıyor sözlükten. Dinler, diller, politik görüşler, kararlar, suçlar, suçsuzluklar üstünden cümleler kuruluyor. Hangi bakış açısından bakarsa baksın “insan”ı göremiyor kimileri. Savaş çığlıkları aklın sesini duyulmaz kılıyor. Örnekler verilirken tarihteki insan kelimesinin de içi boşaltılıyor. Bayrakların değil vicdanın rüzgarını duymak istiyor insan, olmuyor. Politik görüşü ne olursa olsun, zorbanın karşısına dikilen bütün ruhlar-bedenler-düşünceler, insanlık için bir duruş sergiliyor. İnsanlığın ileriye doğru atacağı adımlar için önce o duruşların yanında yer almak…

music

29 May: Güzel Bir Şarkı

Yıllar öncesinden gelen bir şarkıda, melodiyi mırıldanırız da, sözü neydi diye düşünürüz çoğu zaman: “Şöyle başlıyordu ama gerisini hatırlayamıyorum…” Bir melodinin imgelemimizde sadece bir kelimeye karşılık geldiği durumlar da vardır: “Ayrılıkla ilgili bir şarkıydı… Nasıldı sözleri? Hani şey diye başlar ya…” Daha enderdir ama tersi de yaşanabilir: “Sözlerini biliyorum ama melodisini unutmuşum.” Sözlü müzik parçalarında kelimeler dünyasıyla, notalar dünyasının birlikteliği söz konusu. Söz, müzik için gerekli değil -ama her müziğin zaten kendine ait bir sözü var-; müzik, söz için gerekli…

28 May: Tuzla: Cinayet Mahali

Fazla zaman geçmesine gerek yok; bir-iki gün sonra Metin İnanır adını kimse hatırlamayacak. Altı ay önce evlendiği beş aylık hamile karısı, doğacak çocuğu ve ailesinden başka. Bugün bütün gazetelerde okuduğumuz Metin İnanır’ın adı da, son yıllarda tersanelerde can veren 134 kişinin adı gibi unutulacak. Tuzla başta olmak üzere, Gölcük, Kocaeli, Zonguldak Ereğli, Aliağa’da ölen işçiler, insanlar birer isim olmaktan çıkıp, o büyük “kaybettiğimiz canlar” rakamının bir parçası haline gelecek. Seyyar kızağın vinçle kaldırılması sırasında halat kopması sonucunda öldü Metin İnanır. 23…

26 May: Sözlük.02

    D DALLAS: 80’ler. Toplumsal belleğimizin ortak paydası. Kültürel emperyalizm. Heyecan fırtınası. Bebeklerine Bobby adını vermek isteyenlerden, Dallas’a gitmek için evinden kaçanlara uzanan bir histeri krizi… YARATI VAKFI üyeleri de bu histeri krizine katılır. Büyük sanatçıya Türkiye’de ne kadar sevildiğini göstermek için birörnek Sue Ellen başı yaptıran dilbilir annelerimiz. Körebe gazetesinin açtığı yarışmayı kazanıp, Sue Ellen’la ‘tipik’ bir Türk akşam yemeği hakkını kazanan ‘tipik’ Türk erkeği Recep Alkan. Roze şarap, kırık dökük bir sohbet, sessizlikler, şişen ayaklar… Histeriye atılan tokat…