Genel

48A9587

21 Eki: Asghar Farhadi : Semboller ve İşaretler Dünyasında Bir Büyük Sinemacı

Asghar Farhadi Antalya Film Forumu kapsamında Antalya’daydı. Alin Taşçıyan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen Ustalık Sınıfı oturumunda Ali Faurkhonde ardıl çeviri yaptı.  Sözü hemen Farhadi’ye bırakıyorum… Asghar Farhadi, Antalya Film Forum Direktörü Zeynep Atakan ile birlikte… Antalya 2016 Fotoğraf: AFF 2106 Arşivi Burada olan herkese selamlarımı iletiyorum. Bu şehirde olduğum için çok mutluyum. Burada kişisel deneyimlerimi paylaşacağım. Bana göre her sinemacının kendi kendisini bulması gerekir. Her sinemacının kendi yolu vardır. Sinema türüm hakkında konuşmak istiyorum. Benim bazı filmlerimde sizi cezbeden bazı şeyler vardı…

Cntq1e0XYAAE4fC

21 Eki: Lotarya: Küçük bir kızın hafızası

Her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında okuduğumuz haberler. O haberlerin bizden uzakta yaşandığına dair bitmek bilmeyen ikiyüzlülüğümüz. Korunaklı dünyamızı bütün o şiddetin, umutsuzluğun, trajedilerin dışında düşünmemiz. Oysa dünyanın hangi köşesinde olursak olalım o haberlerin, o hikâyelerin uzağında değiliz. Bir lotarya kartına bakıp şu satırları yazan Luz’un istediği de, dünyanın kötülüklerinden uzakta bir yerlere gidebilmek: “Ne zaman Deniz Kızı sorulsa, iki yanına sarkıttığı kollarıyla suyun üzerindeki vücuduna, uzun ve dalgalı saçlarına bakar ve o olduğumu hayal ederdim. Güzel veya yetişkin olduğu için…

21 Eki: Neden vlogger değilim?

YouTube’da program yapmaya başlamak, internet üstü yayıncılığa yoğunlaşmama ve üstüne düşünmeme neden oluyor. Yayıncılığın geleceği demek kolay. Bunun nedenlerini anlayabilmek için bugüne bakmak gerekiyor. Ve bugünü oluşturan koşullara… Fil Uçuşu’nda bloglar üstüne yazdım daha önce. Şimdi de vlog meselesi üstüne düşünmeli biraz. Temel sorudan başlayarak… Neden vlog yapmıyorum? 1. Öncelikle zamanım yok. Elbette bu “bahane” gibi görünüyor ama gerçek. 2. Teknik konularda yeterli değilim. Elbette bu “öğrenilebilir” bir süreç. Ama yine de “şimdilik” bir sorun. 3. Görünen olmayı değil, gösterileni…

1ad86-adorno

20 Eki: Özgürlük

Adorno’nun bir sözü günlerdir düşündürüyor. “Gerçeklikteki koşulları çoktan belirlenmiş olan bir durumda özgürlük boş bir iddiaya dönüşür.” Bağlamından koparmadan, her açısından bakmak gerekiyor bu cümleye. Özgürlük kavramını böylesine çok ve böylesine tedirgin konuştuğumuz günümüzde Adorno’nun cümlesi zihin açıcı. Özgürlük, birileri tarafından tanımlanabilen ve bu tanımın gerçeklikteki koşulları belirlenebilen bir konu değil. Kelime anlamıyla bile sınırları olmamalı. Çünkü o sınırlar kavramın kendisiyle ters düşmesine neden oluyor. “Tanımlanmış özgürlük”. Oksimoron. “Gerçekleşmiş özgürlük”. Oksimoron. Bütün bunlar özgürlüğün biricikliği noktasına gidiyor. Ama bir kavramın…

16 Eki: Bitti

Yeni bir kitabın tamamlanması süreci… Kendime not düşüyorum. 19 Ağustos’ta “Yakında” demişim. O günden bugüne durmadım. Yaklaşık iki yıl boyunca biriktirdim. Yazdım, not aldım, düşündüm, didiştim, yırttım, yeniden yazdım. Yaz ayları süresince bitiş çizgisine yaklaşıyor olmanın heyecanıyla hızlandım. Son düzlüğü görünce de “depar attım”. Sonunda bitti. Yeni bir öykü kitabı. On iki öykü. Yayınevi okumaları, editör çalışması… Hepsi bitti. Kapağı tasarlandı, arka kapak yazısı yazıldı. Ağustos ayında bir dilek olarak “Yakında” demiştim. Şimdi o dileği gerçeklemiş bir yazar olarak “Yakında”…

julieta-518304442-large

21 Ağu: Merak ettiğim filmler

Önümüzdeki altı ay içinde izlemek istediğim filmleri not edeyim dedim. Aslında, bu aralar yıllar önce izlediğim filmleri bir kez daha izlemek istiyorum. Ama bir yandan da yeni gelecek filmleri merak ediyor insan. Not almakta her zaman fayda vardır. Julieta / Pedro Almodovar Bu film için beni heyecanlandıran Almodovar ismi değil, yönetmenin bu filmin Alice Munro’ya dayanan bir hikayesinin olduğunu açıklaması. The Commune / Thomas Vinterberg Epeydir merak ettiğim bir film. Vinterberg’in en kişisel hikayesi olduğunu okudum. Wiener-Dog / Todd Solondz…

19 Ağu: Yakında. Çok yakında.

Dünyanın midesi bulanıyor. Sonunda hepimizi kusacak. Hepimizi. Ayrım yapmadan. İnsan eli değen her yere bulaşmış kötülüğü temizlemekle uğraşmadan. Buna tahammülü yok artık. Bunca öfkeyi, bunca nefreti, bunca vahşeti taşıyacak hali kalmadı. Ağzından köpükler saçan insanlığı, o salyalarda boğacak. Öylesine yorduk ki dünyayı… Umut var mı? İsteyen “sevgi kelebeği” desin, isteyen salak… Bence her zaman umut var. Yaşamak hala ve her şeye rağmen güzel. Dünyanın yorgunluğunu alıp, onunla yeniden mutluluk sofrasına oturmak mümkün. Bu umutla oturuyorum her gün defterin başına. Yeniden….

0

08 Ağu: İçinden yağmur geçen şarkılar

Yağmuru merkezine alan şarkıları düşündüm. Yeni Türkü’den Şebnem Ferah’a, Anima’dan Hüsnü Arkan’a, Teoman’dan Mazhar-Fuat-Özkan’a uzanan bir liste oluştu zihnimde. Birbirleriyle yarıştıramadım şarkıları… Ama birini öne koymam gerekse, hiç düşünmeden Bülent Ortaçgil‘in “Yağmur”unu söylerim. Bir de ricam olacak… İçinden yağmur geçen şarkıları, yorumlar aracılığıyla paylaşır mısınız lütfen?

06 Ağu: Gümüşlük’ü severek öldüreceğiz!

Gümüşlük’ü herkes çok seviyor. Bu köyün en büyük sorunu da bu zaten. Sevgi, ikiyüzlü ve bencil bir duygu çünkü. Köylüleri çok seviyor Gümüşlük’ü. Sonradan yerleşenler fena halde hayran. Tatile gelenler ba-yı-lı-yor! Bu sevgi öldürecek Gümüşlük’ü.  Yerlisi-köylüsü bir yandan gelişmesini istiyor bu küçük köyün, bir yandan da cebinin derdinde. Hem sahil şeridi bozulmasın istiyor, hem de “sezonluk kazanç” için her tür cinliğe hazır.  Sonradan yerleşenler günlerini ‘ilenmekle’ geçiriyor. Tek dert, yeni gelenelere eskiden buranın ne kadar güzel olduğunu anlatmak. İnsanımızın bitmek…

corpse4b

04 Ağu: Emma Peel: “Amaç”

Karşıdaki Adam: Nereden geliyorsun? Emma Peel: Uzun süredir amaçsız dolaşıyorum.  Karşıdaki Adam: Romantik ama anlamsız bir cümle. Kimse, ama kimse amaçsız dolaşamaz. Amaçsız dolaşma kararı bile, zamanla bir amaç haline gelecektir çünkü. Emma Peel: Bir şeyin kendiliğinden oluşu ile, hesaplanarak-planlanarak oluşu arasındaki farkı görmezden geliyorsun.Gerçekten de, amaçsızca dolaşmaktan başka bir istek yoktu içimde. İstek bile değil belki, bir içgüdü… Buna amaç diyebilir misin? Karşıdaki Adam:  Benim ne dediğim önemli değil ki. O içgüdünün neye dönüştüğü önemli. Oratada bir amaç olmadığını…