Azad Ziya Eren ile 2009 yılında tanıştık; ayaküstü kısa bir sohbet. O sohbetten aklımda kalan en net görüntü, ikimizin de neşeli, gülen hali. Neye gülmüştük, neydi bizi eğlendiren şu kara kuru dünyada, bilemem. Ama bir yolunu bulmuş, yokuş aşağı yuvarlanan ruh hallerimizi, hem de frene asılıp kazaya mahal vermeden durdurmayı başarmıştık. Öyledir işte, bazen denk düşer… Metin Altıok Şiir Ödülü‘nü aldığı o yılın ertesinde, bir de İstiklal’de karşılaşmışlığımız var. Aniden yolda karşılaştığında ne yapacağını bilemeyen her tedirgin gibi, biz de…
Genel
Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) tarafından 2012’nin verileri açıklandı. Elbette rakamlar üstünden konuşan bu verileri, içerikle ilişki birimine çevirdiğimizde konuşulacak konular farklı oluyor. Ancak istatistiklere çoğunlukla sırtını yaslamayan biri olarak kimi zaman rakamların da bir şeyler anlattığını iyi bilirim. Türkiye’de kitap basımı üstünden göreceğiniz rakamlarda da böyle bir durum var. Örneğin toplam üretim rakamında MEB tarafından okullara ücretsiz dağıtılan ders kitaplarının dahil olduğunu hemen söyleyeyim. Bu rakamların içinde temel cümle “2012 yılında Türkiye’de kişi başına 6,4 kitap düşmekte,” cümlesi. Bu rakamın içerik olarak…
Yazının başlığı bana ait değil. Ahmet Şık’ın “Çocuk Odaklı Habercilik” kitabındaki makalesinin başlığı bu: Çocuktan Ver Haberi. “Çocuk Odaklı Habercilik”, IPS İletişim Vakfı Yayınları’nca yayımlanan, Sevda Alankuş‘un derlediği ve Ragıp Duran, Gülgün Erdoğan, İncilay Cangöz, Kemal Özmen, Yasemin Onat, Seda Akço, Serdar Değirmencioğlu, Erhan Üstündağ, Ahmet Şık, Ezgi Koman, Sema Hosta‘nın makalelerine yer verilen önemli, etkili bir çalışma. Böylesi bir çalışmanın, kişisel bir blog’daki tanıtımında bile çocuk fotoğrafları görürüz. Yılsonu değerlendirmelerine baktım; gazetelerde, dergilerde hep çocukların fotoğrafları destekliyor haberleri. Savaşı…
Yılı bitiren yazılara inanmam. Yıl sonu değerlendirmeleri zorlama gelir. İki liste arasında kaldım mı cereyan yapar, sırtım başım tutulur. Gereksiz samimiyetler, suyunun suyu vampir filmi izlemişim etkisi yaratır. Kibire, kibritle yürüyesim var. Tek kaşı kalkmış kişinin, kafasına kravat bağlayıp kemerine rakı kadehi sıkıştıran adamdan pek farkı yok gözümde. Metroyu hep kılpayı kaçırdım. Sonraki tren ne zaman gelir bilemem? Gelmezse gelmesin, yürümeyi severim zaten. Ekmeği yemeğin suyuna banmadıktan, şamandıra yapmadıktan sonra ne anlamı var sofrada oturmanın? Ekmek bulana ne mutlu. Ne…
Ben bir yılbaşı süsüyüm; bir haftalığına ışıltılı bir dünyaya çıkarılmak için, yıl boyunca saklandığı kutunun karanlığında bekleyen…
Yeni yılın gelişiyle anketler de çoğalıyor elbette. Sıkça sorulan sorulardan biri de “Sizce yılın en iyi romanları hangileri?” sorusu. Roman sanatının seçkin örneklerine haksızlık etmek istemem ama yılın kitapları seçkisi yapılırken öykünün dışarıda tutulmasıyla bu alandaki verime yapılan haksızlığı da sindirecek değilim. 2012 öykünün gürül gürül çağladığı bir yıl oldu. Varsın o çağlayanın sularında yıkanmak istemesin kimileri, varsın yayıncılık dünyasının ticari gemileri bir kıyıdan öteye romanları taşımaya devam etsin, varsın sıradan romanlar bile oyunu kurallarına göre oynamayı başardıklarından sahne ışıklarıyla…
Sözü önce José Ortega Y Gasset alsın. “Roman Üstüne Düşünceler” isimli denemesinin ilk satırlarında şöyle diyor üstat: “Yayıncılar, roman piyasasının daraldığından yakınmaktalar. Gerçekten de eğilim, aslında eskiden olduğundan daha az sayıda roman satılıyorken, ideolojik içerikli yapıtlara olan talebin artması yolunda. Bu yazınsal türün çökmekte olduğunu ileri sürmek için romanın, kendinden kaynaklanan daha içsel nedenler bulunmasaydı bile, kuşkulanmak için bu istatistiksel veri yeterdi. Kimi dostlarımdan, özellikle de bazı genç yazarlardan bir roman yazmakta olduklarını işittiğimde, bunu nasıl olup da sakin bir…
Bülent Ortaçgil‘le sohbet ederken konu, nasıl olduysa, dönüp dolaşıp kapo’lara geldi. Kapo deyince, özellikle gitar çalanların gülümsediğini biliyorum. Onlar bilir, neden söz ettiğimizi. Ama bilmeyenler için hemen Vikipedi’ye başvuralım: “Kapo, telli müzik aletlerinde kullanılan, müzik aletinin sap kısmına takılarak son perdenin daha ileri çekilmesini sağlayan, bir çeşit kelepçe.” Farklı tiplerde kapolar var. Genel olarak görüntüsü yandaki gibi. Üstad Ortaçgil, bir şarkıyı vokalistin sesine, söyleyiş tonuna göre transpoze etmenin bu maharetli küçük yardımcısını öyle güzel anlatıyor ki… Gitarın ilk üç-dört perdesinde “İdare…
Karşıdaki Adam: Düşüncelisin… Emma Peel: Belki. Karşıdaki Adam: Belki mi? Sesin bile titriyor. Emma Peel: Bir yıl daha bitiyor… Belki de onun getirdiği hüzündür. Karşıdaki Adam: Buna inanmamı beklemiyorsun değil mi? Sen öyle yılların geçişine üzülecek melankoliklerden değilsin. Emma Peel: Geçip giden yıllara değil, o yıllarda hayatımızdan geçip giden insanlara üzülüyorum galiba. Karşıdaki Adam: Yani… ne diyebilirim ki? Emma Peel: Artık sadece düşlüyorum… Bütün o an’ları, o insanları… Robert Desnos’un sözlerine sığınıyorum her yılın sonunda olduğu gibi… “Öyle çok düşledim…
Yazıyı “Kibarca Öldürmek” filmini izlemeden okumamak gerekiyor. İçerikle ilgili ipuçları olabilir. Televizyondan yankılanan bir cümle suç dünyasının üstüne düşüyor: “Ekonomik krizin vurduğu günlerde, özgürlük ve demokrası adına Irak’a giren Amerika Birleşik Devletleri…” 2008. Obama ile McCane arasındaki yarış. Ekonomik bunalım. Tasarruf politikaları. Sağlık ve eğitim programlarında sorunlar. Artan işsizlik. Amerikan Rüyası’nın bir kez daha, bir kez daha çöküşü. Ülke genelindeki ekonomik krizin, suç dünyasındaki simgesel karşılığı. İşsizliğin uçurumun kenarına getirdiği çapulcuların tetikçi olduğu, kötü planlanmış bir soygun. Soyanın soyulduğu bir…
