• Peki günden pek bir şey kalmadıysa ne yazabilirim? Yazıdan bir insan olmaktan başka rüzgâr esmezken ruhumda, ne söyleyeceğim? Kendime bile… Fotoğraf 1x.com adresinden alınmıştır. Quoth the Raven, “Nevermore” © mario grobenski – psychodaddy
Genel
Geçtiğimiz günlerde bir açıklama geldi, üstünde bu kadar az durulmasını anlamadığım bir açıklama. Beyaz Saray’ı Irak’ın elinde gizli biyolojik silahlar olduğuna ikna eden, istihbarat servislerinin Curveball (topu falsolu atmak anlamına geliyor) adını taktığı itirafçı Refid Ahmed Elvan el Cenabi, yıllar sonra ilk kez bu konuda yalan söylediğini itiraf etti. Bütün o mobil biyolojik silah kamyonları ve kötü amaçlar için üretim yapan fabrikalarla ilgili hikayeler uydurmaymış. Cenabi’nin amacı 1995’te kaçtığı Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesiymiş. Dünya sessiz. Aklıma 5 Şubat 2003’te Colin…
Kara Kedinin Gölgesi adlı kitabım 2005 yılında yayımlandı. Her kitap özeldir ama bu kitabın bendeki yeri biraz farklıdır. Temür Köran’ın desenlerinin de bu kitap bütününün oluşmasında büyük bir önemi vardır. Geçenlerde, edebiyatımızın çok özlediği Füsun Akatlı’nın, Kara Kedinin Gölgesi için Milliyet Kitap Eki’nde yazdıkları çıktı karşıma. (Yine aynı kitap için yapılmış bir-iki söyleşi de buldum dosyalar arasında, belki daha sonra onları da paylaşırım.) İşte, övgüsüyle, uyarısıyla Füsun Akatlı’nın kaleminden Kara Kedinin Gölgesi. “ARTIK, ÖYKÜCÜLÜĞÜMÜZDE YEKTA KOPAN’IN ÖZGÜN BİR YERİ VAR…”…
Rakı Ansiklopedisi: Her eve lazım! Rakı Ansiklopedisi’ni sadece bir hoşluk, bir neşe kaynağı, bir fantezi, akşamcılar için bir rehber, hatta en hafifinden “hoş bir çaba” olarak görmek, aymazlığın ta kendisidir kanımca. Yaklaşık 600 sayfalık kültürel bir değer, edebiyattan felsefeye, mimariden tarihe, sinemadan müziğe, şiirden şarkıya, folklorik değerlerden sosyolojik verilere benzersiz bir bütün var karşımızda. Üstelik, hangi dünya görüşünden olursanız olun, reddedemeyeceğiniz bir kültürel yapı; bunun özellikle altını çiziyorum. Yayın yönetmeni Erdir Zat, giriş yazısında, 500 yılı aşan bir tarihsel oluşum…
Eminim şu ana kadar, Radiohead’in son albümü “The King Of Limbs”in ilk videosu “Lotus Flower”ı, Fil Uçuşu takipçilerinin çoğu izlemiştir. YouTube’dan aldığım videoyu, bir de buradan paylaşmak istedim. Thom Yorke ile şiirsel, bedensel, müzikli bir “delirium” yolculuğuna hoş geldiniz.
17 Şubat Perşembe sabahı, saat 10.30 civarında, Taksim’de Gezi Pastanesi’nde çekildi bu fotoğraf. “Fotoğraf çektirmeyi pek sevmiyorum ama blogum için lazım,” dedim. “Çok zaman ayırabiliyor musun bloguna?” dedi, “Elimden geldiğince,” dedim. Gülümsedi. Önceliği twitter’a veriyormuş, “Çünkü bir blog yazarı olmak için çok tembelim,” dedi. Ben de güldüm. Fotoğraf makinesinin karşısında benden çok daha rahat bir adam Alain De Botton. Dünyanın birçok yerinde, birçok objektifin karşısında zaman geçirmenin bir sonucu olsa gerek. Kimileri ona “gündelik yaşam kılavuzu” diyor. Ben yine de,…
Az önce İsmail Gülgeç’in öldüğünü öğrendim. Çocukluğumun çizgileri geçti gözümün önünden. Bir zamanların Milliyet Çocuk dergisinde öyle görkemli bir İnce Memed çizmişti ki, Çukurova onun fırçasının ucunda kazınmıştı hafızamıza. Çocukluğumun bu önemli figürü, bir süredir de aile dostumuzdu. En son Kitap Fuarında karşılaştık. Kitabımı okuyamadığı için üzgün olduğunu söyledi; öylesine kibar bir insandı ki. Hemen bir tane imzalayıp verdim, okuyup okuyamadığını bilemiyorum. Çünkü uzun süredir hastalıkla boğuşuyordu. Sonunda kalbi bunca acıya, derde dayanamadı. Çizerliği üstüne de bir şeyler söylemeli elbette….
• Tanpınar’ın “Yaz Yağmuru” öyküsü çağırıverdi. Öyküyü (ve elbette Tanpınar’ın bütün öykülerini) her okuyuşta, en geniş anlamıyla rüya kavramını yeniden düşünüyorum. Rüyayı sadece bir davranış ya da çağrışım kaynağı olarak görmekle sınırlı kalmayan, öykünün atmosferine bir mekan olarak kurgulayan estetik anlayışından etkilenmemek olanaksız. Ne zaman Tanpınar okusam, hem bu yazarın hem de rüyaların merkezde olduğu Ayfer Tunç’lu, Murat Gülsoy’lu sohbetlerimizi anıyorum. Sözün özü; Tanpınar okumayı özlemişim. • “Bir de Baktım Yoksun” Arapçaya çevrildi ve Mısır’da yayımlanacak. Bugün Etrac Yayınevi’nden ve…
T TÜTÜN: Tütünün, sigaranın yeri yazan insan için de, okuyan insan için de, yazının kendisi için de başkadır. Tütün düşkünlüğünü bilinenin dışında gösteren bir öykü karakteri, bu sancılı alışkanlığın gülümseyen yüzünü gösterir bizlere; Mahmut Efendi. Mahmut Efendi “mekruh” dediği tütüne para vermektense eş-dost tabakalarından otlanmayı adet haline getirmiştir. İşin kötüsü tütünün saçağını içer, tabaka sahibine sadece tozu kalır. Serzenişte bulunulduğunda ise “Ben içmeseydim de sen içseydin, daha mı kâr edecektin?” deyiverir. Otlakçı olduğunu yüzüne vuran öykü anlatıcısına önce küser, sonra…
Üç ayrı program yaptım Açık Radyo’da. Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy’la birlikte, daha sonra çeşitli yerlerde canlı oturumlarını gerçekleştirdiğimiz, son olarak da geçen yıl İKSV-Salon’da bizi okurlarla buluşturan öykü çözümlemeleri programımız Ubor Metenga ve Adnan Kurt ile birlikte yaptığımız iki program; Kum Kitabı ve Bitek İnsan. Ubor Metenga’nın hikayesini daha önce Fil Uçuşu’nda da uzunca yazmıştım. Ayrıca oturumlara gelen dinleyiciler-okurlar, nasıl bir öykü çözümlemesi seansı yaptığımızı gayet iyi biliyorlar. Açık Radyo’da 52 hafta süren bu programın sadece bir kısmının kaydı…
