Radikal yazarı, güleryüz uzmanı, yolun solundaki dostlardan uzun mesafe koşucusu Eray Aytimur, son zamanlarda dinlediğim beş albümü sordu. Listeyi o Radikal Hayat‘ta yayınladı, ben de Fil Uçuşu‘nda paylaşıyorum… 1. Antony and The Johnsons – Swanlights Antony Hegarty ile Björk düeti demek yeterli olacak aslında. Ama albüm bu özel buluşmadan ötesini vaat ediyor. Votka içerken uzun uzun bakılan siyah-beyaz bir fotoğraf gibi… 2. Robert Plant – Band of Joy Plant’ten, Led Zeppelin öncesine bir saygı duruşu. Çöl manzarasında sağlam “cover”lar… Low…
Genel
(21 Ocak 1976 – 15 Kasım 2009) Emre Yerlikhan’la TÜYAP Kitap Fuarı’ndaki o kalabalığın, karmaşanın içinde, ayaküstü on dakikalık bir muhabbetin ve Gerekli Şeyler’deki birkaç karşılaşmada kısa süren fikir alışverişlerinin ötesinde dostluğum olmadı. Fikir alışverişi dediysem yanlış anlaşılmasın; konu çizgi roman olunca ben sadece sessiz bir dinleyici olurdum, o konuşurdu. (Gerekli Şeyler’in Reasürans’taki günleri… Ahmet, Hasan, Sercan, Emre…) Sonrasında Emre Yerlikhan’ın, Anıl Bilge ile Resif Kitap’ı kurduğunu öğrendim. Kendine ait bir bakış açısı, yayıncılık ilkesi olan, seçtiği yolun doğruları için…
‘Bir de Baktım Yoksun’ adlı kitabım Yunus Nadi Ödülü’nün ardından Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazanınca, Radikal Kitap ekinin editörü Burcu Aktaş, benimle kısa bir söyleşi yaptı. Bu sizin dördüncü ödülünüz, hâlâ ilkini almış kadar seviniyor musunuz? Her ödülün başka bir hikâyesi var. Düşündüğümde, ödül kazandığımı bildiren telefon görüşmelerini tek tek hatırlıyorum. O andaki heyecanımı, şaşkınlığımı. Her ödül başka bir yaşın, ruh halinin karşılığı. Ödüle layık görülen kitabın yazılma sürecinin tekrar hatırlanması… Dolayısıyla her ödül haberini de büyük bir sevinçle karşılıyorum….
Ne güzel bir ad koymuş kitabına Behçet Çelik: “Diken Ucu”. Edebiyatta kararlı bir yürüyüşün öznesi Behçet Çelik. İnsanın içini açmaktan korkmayan bir kalem-neşter kullanıyor. Yarattığı karakterlerle okuru bir çizgiye oturtmak gibi bir amaç gütmüyor ama her okur, kendi okuma anında hesaplanmamış bir sorgulamaya girişiyor; ruhuyla, geçmişiyle, bugünüyle. Üstelik bütün bunları yaparken büyük olaylara, büyük cümlelere ihtiyaç duymuyor. Bütün büyük duyguları bir sükûnet zeminine davet ediyor Behçet Çelik. Dil ustalığının verdiği okuma coşkusuyla her öyküde iyi edebiyatın bir başka vagonuna biniyorsunuz….
Arif Damar’a veda ettik. Ustanın arkasından söylenecek en güzel sözleri, dostu Yaşar Kemal söylemiş. Fil Uçuşu da, Arif Damar’a, Yaşar Kemal’in sözleriyle el sallıyor. Arif Damar, zamanımızın en iyi şairlerinden biriydi. Zamanımızın en iyi ve en cesur insanlarından biriydi de. Arif Damar demek halkla beraber olmak, şiirle beraber olmak,insanlıkla beraber olmak demektir. Bir ömür boyu inançlarına ve şiirlerine sadık kalmış, düşüncesini gittikçe güzelleştirmiştir. Arif’in şiirlerinin ve kişiliğinin farkında olmayanlar bundan sonra farkına varacaklardır. Yaşar Kemal
Kitap-lık dergisinin 142 numaralı Ekim sayısında, Mustafa Kurt imzalı “Sait Faik’in Alemdağı” yazısı, karışık bilgilerimi düzene sokarken, bilmediğim bazı gerçekleri de öğretti. Örneğin Sait Faik’in ünlü “Havada Bulut” hikâyesinin, asıl adının “Kovada Bulut” olduğunu bilmezdim. Sait Faik ısrarcı olmadığı için bu yaratıcı-güçlü imge ile dolu isim Yaşar Nabi, bir arkadaşı ve Necip Fazıl tarafından “Havada Bulut” a çevrilivermiş. Ama yazının asıl izini sürdüğü konu, “Alemdağ’da Var bir Yılan” kitabının adı. Uzun ve ilginçliklerle dolu bir hikâye bu; Alemdağ’da, Alemdağı’nda, Alemdağın’da……
Man Booker Ödülleri’nde kazanan isim belli oldu: Howard Jacobson. Aşk, dostluk ve günümüzde Yahudi olmanın anlamı üstüne eğlenceli bir roman olan “The Finkler Question” yazara bu çok önemli ödülle birlikte, 50.000 pound kazandırdı. (Elbette ekonomik kazanç diyince, şu andan itibaren gelecek olan sözleşmeleri ve özellikle sinema haklarını saymıyorum.) Jacobson daha önce okumadığım bir yazar. Bakalım Türkiye’deki yayıncısı kim olacak ve biz bu romanı Türkçede ne zaman okuyabileceğiz? Ödülün açıklanma anını ve sonrasında Howard Jacobson ile yapılan söyleşiyi izlemek isteyenleri aşağıdaki…
Fil Uçuşu’nda okuduklarım, izlediklerim, dinlediklerim ve aklıma takılanlar olacak demiştim. Kimi zaman daha fazlası oluyor kimi zaman daha azı. Okurlarıyla birlikte yuvarlanıp gidiyor işte. Geçenlerde bir okurdan gelen elektronik mektubu “Bilet Almak” yazısında paylaşmıştım. Bu yazı çerçevesinde çeşitli fikirler uçuştu. Elbette konunun tarafı olan Biletix’ten de bir cevap geldi. İçten ve şeffaf bir mektup, yorum elbette yine okurun. Tıpkı bilet almak konusunda dertli olan okurun mektubunda olduğu gibi, Biletix Genel Müdür Yardımcısı M.Kemal Erdine imzalı bu mektubu da noktasına virgülüne…
M MİKAİL: Öykümüzün kilometre taşlarından biri olan “Aziz Bey Hadisesi” kitabının, duygusal coğrafyamızın haritasını okul çantalarımıza koyan öyküsüdür “Mikal’in Kalbi Durdu”… Anadol marka otomobili, bıyıkları, kara paltosu, sustalısı, Semiramis’e olan aşkı ve “Keşke onu sevseydin, sevmedin, beni mahvettin,” deyişiyle Mikail, öykümüzün nefes almayı bilen karakterlerinden biri olarak sayfalar boyunca okura “Ah!” çektirir. Onu böylesine gerçek ve yürek parçalayan bir karakter yapan, aşkının büyüklüğü kadar, “öykü anlatıcısı”nın insan olma halini aktarmadaki becerisidir. Sadece giriş paragrafı bile ne çok şey söyler: “Mikail’in…
Bir sanatseverden gelen elektronik posta. Birçoklarının hem rahatlığını hem de sıkıntısını mercek altına almış. İstediğimiz etkinliğin biletine yerimizden kıpırdaman ulaşmak konusundaki rahatlık, başka bir çerçeveden baktığımızda tartışılması gereken bir sıkıntıya dönüşüyor. Bu konuda duyduğum ilk serzeniş değil bu. Kimi zaman benim de çaresiz söylenmelerimin konusu olan bir durum. Sözü uzatmadan, gelen mesajı Fil Uçuşu okurlarıyla paylaşıyorum. Yorumlar bu konuyla ilgili çözüm önerilerini geliştirecektir belki. (Ayrıca yazıyı konunun yetkililerine de ulaştırıp, onların da yorumlarını almak istiyorum.) “Ben sanatsever bir mimarım. İstanbul…
